Lohusa Nedir? Bu Dönemde Nelere Dikkat Edilmeli?

KADIN, SAĞLIK 21 Ağustos 2015

Lohusalık kadının hayatında sağlık bakımından en büyük önemi olan devrelerden biridir. Yeni bir insan yavrusunun dünyaya gelmiş olmasının sevinci anneyi mutlu kılarken, sağlık durumunun gerektirdiği dikkat onu daha ihtiyatlı bir hayat yaşamaya zorlar. Türlü sıkıntılarla dolu dokuz aydan sonra anne olmanın sevinciyle, gebelik sırasında çekilenler bir an için unutulur. Yalnız, şimdi de anne vücudunun, gebelikten önceki halini alması için gözetilecek birta­kım noktalar vardır.

lohusa (5)

Lohusalık, eskilerin deyimiyle ‘kırklıyana’, yani altı haftayı dol­durana kadar sürer; bu devrede cin­siyet organlarında gebelikten, do­ğumdan ileri gelmiş değişiklikler düzelir; öte yandan, meme bezleri­nin çalışması başlar, tam haddine varır.

Doğumdan sonra ortalama bir ki­lo ağırlığını bulan rahim yavaş ya­vaş ufalır, eski büyklüğüne iner. İlk âdet, meme vermeyenlerde altı haf­ta sonra, verenlerde çoğunlukla me­me kesiminden sonra görülür. Dölyatağı (rahim) ortalama iki hafta içinde normal halini alırken dölyatağı ağzı da sekizinci günde bir par­mağın geçemeyeceği kadar daralmış olur. Dölyatağının içindeki büyük yara yüzleri başlangıçta çok miktar­da sıvı ve kan salgılar, bu akıntıya loşi (nifas) denir. Bu akıntıda ilk dört, beş gün taze kan bulunduğun­dan, rengi kırmızıdır. Sonraları eski kandan dolayı koyu kahverengi; ortalama sekizinci – onuncu günden başlayarak kirli kurşuni, ya da sa­rımtırak renktedir; sonra 4.-6. hafta sonunda rengi daha da açılarak tamamen kay­bolur.

Gebelik sırasında ge­rilmiş, büyümüş olan karın çok zaman lohu­salıkta eski halini alamayarak gevşek, sarkık kalır; eski hale dönüş uygun bir lohusalık jimnastiğiyle, masajla ol­dukça kolaylaşır.

Birçok kadınlarda, ge­belik sırasında, çoğun­lukla alt karın derisiyle göbek çevresinde, hatta kalçalarda gebelik çat­lakları meydana gelir. İlk başta bunlar kırmı­zımtırak mavi renkteyken sonradan beyaz se­def rengini alır.

Gebelik sırasında me­me bezleri de büyümüş, zaman zaman kolostrum denen bir salgıla­ma olmuştur. Doğum­dan sonra süt salgılanmasının çoğalmasıyla, meme dokusunun şişmesiyle göğüsler hızla büyür; böylece 3.-4. günde son haddini bularak çok gerginleşir, sertleşir, çoğunlukla ağrır. İşte bu olaya süt gelmesi denir. Çok zaman titremeyle birlikte ateşin de bir hayli yükseldiği görülür. Lohusa için gerçekten sıkıcı olan bu hal bir süre sonra geçer, kolostrumun normal süte dönmesiyle bebeğin beslenmesi sağlanmış olu

Süt bezlerinin çalışması değişmesi hormonlarla düzenlenir: Gebelik sırasında folikül hormonu süt yollarının gelişmesini ,gebelik hormonlarıda süt bezlerinin büyümesini sağlar. Doğumdan sonra süt salgılamayı hormon sayesinde süt oluşması başlar. Hormonların bu etkilerinin bilinmesine rağmen dışarıdan hormon vererek meme bezlerinin çalışmasını düzenlemek imkanı henüz elde edilememiştir. Süt miktarın artması için en iyi çare, normal emen çocuğa düzenli meme verilmesi, çocuk az meme emiyorsa, artan sütün dışarı sağılmasıdır.

Uzun Süre Süt Vermenin Zararları

lohusa (4)Lohusalığın ilk günlerinde memelerden salgılanan kolostrumla normal anne sütü arasında büyük farklar vardır: Kolostrumda, yağlı beyaz kürelerle bol miktarda protein vardır. Sütte ise protein az, kaze çoktur.

Süt salgılama süresi her kadına değişiktir; çoğunlukla ilk 3 – 6 aydan sonra anne sütüne daha başka mamalar, besinler katılır. Uzun süre meme verilmesi annenin cinsiyet organlarında gerileme, hatta âdet görmeme hali yapabilir. Süt verme süresi içinde ikinci bir gebelik olursa, bunun ilk üç ayından sonra birinci çocuğu emzirmesi, anneyi fazlasıyla yoracağından, büyümekte olan çocuğa da zarar vereceğinden, uygun değildir.

Anne sütü ile beslenmeden mama ile beslenmeye geçilirken anne sütü yavaş yavaş azaltılarak kesilmeli! Süt gelmesiyle büyüyen, sertleş memeler süt kesiminden sonra yumuşak ve sarkık bir hal alabilir; nu önlemek için de süt kesimini yavaş yavaş yapmak, aynı zamanda göğüs jimnastiğini de ihmal etmemek uygun olur.

Lohusa Bakımı Nasıl Olmalı

lohusa (3)Doğum sırasında büyük bir güç harcamış, terlemiş, yorulmuş olan anneye, çoğunlukla doğumdan he­men sonra, kuvvetli bir titreme ge­lir, bazen ateşinin bile yükseldiği gö­rülür. İlk tedbir olarak anne rahat bir yatağa alınarak üzeri sıkıca ör­tülüp, sıcak bir çay, ıhlamur gibi iç­ecekler, muhallebi, komposto gibi yu­muşak yemekler verilir. Bundan sonra da, sık sık kontrol edilmek şartıyla, uykusuz geçen gecelerin yorgunluğunu gidermesi için, elden geldiği kadar çok uyumasına dik­kat edilir. Çoğunlukla ikinci ve da­ha sonraki doğumlarda, doğumdan hemen sonra şiddetli son (etene) ağrıları görülür; bunları önlemek için de uygun bir ağrı kesici ilaç verilir.

Doğumdan sonraki ilk altı saatte, özellikle kanamanın dikkatle kon­trol edilmesi, dölyatağı üst sınırının göbek hizasını geçip geçmediğine bakılması gerekir. Kanama çoksa, dölyatağı üst sınırı da göbeği aşmış­sa lohusa bir doktora gösterilmeli­dir. Çok kuvvet sarf etmiş, uzun sür­müş doğumdan sonra anne karnına sıkı bir T bandı sarılması, mümkün­se iki saat kadar da buz kesesi konulması alınacak ilk tedbirlerden­dir.

Bazen dışarıya kanama olmaması­na rağmen, annenin yüzünün soldu­ğu, nabzının hızlandığı, soluğunun sıklaştığı görülür; bu, kanamanın rahim içine olduğunu, toplanan ka­nın dışarıya atılamadığını gösterir ki, derhal rahime karın üstünden el­le masaj yapmak, rahim sıkışması­nı sağlayacak bir ilaç vermek hayat kurtarıcı olur.

lohusa dönemi, lohusa kanaması, lohusa iç kanaması, lohusa bakımı nasıl yapılır, lohusa nasıl oluyor, lohusa nedir, lohusa sağlığı, lohusanın sağlığı, lohusa nasıl bakılır, lohusa bakımı, anne lohusa bakımı, lohusa için neler yapılır, lohusa için yapılacaklar, lohusanın sağlığı için neler yapılır, lohusa dönemi bakımı, lohusa bakımı dönemi, lohusaya ne verilir, lohusa ne yer, lohusa ne içer, lohusaya ne yapılır, lohusaya ne verilir, lohusa sporu, lohusalık nedir, loğusa neler yemeli, loğusa, loğusa bakımı, loğusa sağlığı

Lohusada İç Kanama

lohusa (1)Evlerde yapılan doğumlarda mey­dana gelen cinsiyet organına ait yır­tıklar da kanama yapabileceğinden kanama durmazsa havsalanın, ya da rahim ağzında bir yırtık olabile­ceği düşünülmelidir.

****Bugün için en iyi doğum her türlü imkânları bulu­nan hastanelerde, kliniklerde yapı­lan doğumlardır.

Lohusa ilk günlerde gerçek bir din­lenmeye muhtaçtır; ama bu, bütün bütün yatağa bağlanmak demek değildir. İlk gün yatak içerisinde her türlü hareketi yapabilen annenin, ikinci günden sonra ayağa da kalk­ması, hele bacaklardaki kan dolaşı­mını hızlandırdığından, faydalıdır. Lohusalığın ilk altı gününde anne gü­nün büyük bir kısmını yatakta geçi­rirse, günde üç defa, özellikle ye­meklerden iki saat sonra, yarım saat kadar yüzükoyun yatarsa hem ağrı­larının azaldığını, hem de karnının daha çabuk küçüldüğünü görür.

Lohusanın sabah, akşam aynı saatlerde ateşini kontrol etmek, hatta mümkünse bunu bir kâğıt üze­rine yazmak iyi olur. İlk günlerde ateşin 37 derecenin üzerine yüksel­diği, hatta süt geldiği gün 38 dere­cenin üzerine çıktığı görülebilir. Ateş çok daha yüksek olursa, dör­düncü, beşinci günden sonra da de­vam ederse bunun altında normal olmayan bir şey bulunduğunu dü­şünmek gerekir. Bu arada, ateşle birlikte nabzın da kontrolü uygun olur. Büyük kanamalar nabzın hız­lanmasına sebep olduğu gibi, mik­robik bir hastalığın başlamasıyla da nabzın hızlandığı görülür.

Lohusa doğumdan on iki saat son­raya kadar ilk idrarına çıkmalıdır. Bunda bir gecikme olmuşsa idrar tepkisini uyandırmak için musluk­tan su akıtmak, ya da lohusanın al­tına sürgü koyup, kaynatıldıktan sonra kendi kendine soğumuş bir suyu yavaş yavaş dölyolu ağzına dökmek faydalı olabilir. Bütün bun­lara rağmen gene de idrar yapamazsa, bilen biri tarafından sonda ile id­rarın alınması gerekir; çünkü, dolu bir mesane rahmin gevşemesine, ka­nama yapmasına yol açar.

Gözetilecek Temizlikler

Çoğunlukla doğumdan sonra an­ne de bir kabızlık hali görülür; lohu­salığın üçüncü günü büyük tuvaletini sağlayabilmek için bir gece önce uy­gun bir müshil ilacı verilmesi, fay­da etmezse ertesi günü basit bir lavmanın yapılması gerekir.

Devamlı loşi1 akıntısı ile kirlenen dölyolu ağzı günde iki, üç defa, ayrı­ca her küçük abdestten sonra uygun antiseptik bir eriyikle yıkanmalıdır. Bunun için, hekimin salık vereceği antiseptik bir madde alınır; her sa­bah bir litre su kaynatılıp soğumaya bırakılır, içine antiseptik madde­den şişe kapağının dolusu kadar bir, iki defa konur, günlük temizlikte kullanılır. Temizlik yapıldıktan son­ra gaz beziyle hazırlanmış bir tam­ponun dölyolu ağzına kapatılması mikropların içeriye girmesini de ön­lemiş olur.

Doğum sırasında, dölyolu ağzın­da yırtık meydana gelmiş, buraya di­kiş konmuşsa, temizlikten sonra sülfamitli2 bir yara tozunun dikişler üze­rine serpilmesi faydalı olur. Kulla­nılmış olan bezler, el değmeden, cımbızla tutularak alınmalı, yakılmalıdır. Lohusa bakımını sağlam bir kimsenin yapması anne için de, çocuk için de mikroplardan korun­mak bakımından çok önemlidir.

Doğumdan Sonra Memelerin Sağlığı

Doğumdan on iki saat sonraya ka­dar çocuğa hiçbir şey verilmez. On ikinci saatten sonra yirmi dördüncü saate kadar, üç saat ara ile, hafif şe­kerli su verilir. Yirmi dördüncü sa­atte ilk defa emzirilir. Her emzir­meden önce de, sonra da meme baş­ları hafif antiseptik, zararsız bir eri­yikle (mesela %2 asit borikle), temizlenmeli, gaz beziyle kapanmalıdır.

Birkaç gün emzirmeden sonra meme başlarında çatlak meydana gelirse, meme verdikten sonra 5 gr. tanin, 15 gr. gliserin, 80 gr. alkolle hazırlanmış bir eriyikle meme baş­ları yumuşatılır, üzerine bu iş için düzenlenmiş özel bir merhem sürülür.

Bütün dikkat ve ihtimamlara rağ­men, meme başındaki çatlaklardan giren mikroplar memede iltihaplan­ma yapabilirler. Kızartı, ağrı, ateş yükselmesi ile kendini gösteren bu durumda kızarmış bölge üzerine özel merhemler sürmek, uygun an­tibiyotikler kullanarak apseyi önle­mek gerekir. Apse olduktan sonra yapılacak iş, apsenin muhakkak bir doktor tarafından açılmasıdır.

Annenin dinlenmesi bakımından meme saatlerini de ayarlamalıdır. En uygun şekil, sabah saat 6’dan başlayarak, her üç saatte bir ver­mektir; böyle son meme gece yarısı verilmiş olur. Gece yarısından sabah saat 6’ya kadar anne de, çocuk da kesin bir şekilde dinlenmiş olur.

Lohusa Neler Yemeli, Neler Yememeli

Lohusanın, beslenmesi için, zen­gin besinler alması gerekir. İlk gün­lerde sindirimi kolay yiyecekler ve­rilmeli, üçüncü günden sonra, bağır­sak tembelliği lavmanla, müshille giderildikten sonra, kuvvetli besin­lere geçilmelidir. Anne, verdiği süte göre vücudundan 800-900 kalori kay­beder. Bunu karşılamak için en iyi çare lohusaya günde en az bir , litre kadar süt içirmektir. Bunun yanı sı­ra bol vitaminli besinler, bu arada bol bol sebze, meyve, ayrıca fındık, ceviz, badem gibi kuru yemişler de verilir. Öte yandan, istediği şeyler kendisine verilmeli, az miktarda kahveye, çaya da müsaade edilmeli­dir. İçki, sigara bu devrede anne için de, çocuk için de çok zararlıdır.

Kötü bir gelenek olarak lohusala­rın uzun süre tam yatakta dinlen­meye bağlı tutulmaları yersizdir. Hastanın genel durumu iyiyse, kendi isteği de varsa ikinci günden sonra yataktan kalkabilir. İlk kalkışta bi­risinin yardımıyla oda içerisindeki iskemleye kadar gidip oturmak, da­ha sonraları da, gene birisinin yardımıyla tuvalete kadar gitmek uy­gundur. Hasta ayağa kalktıktan son­ra büyük kuvvet sarfettirici ıkınma, ağırlık kaldırma gibi hareketlerden sakınmalıdır. Alt tarafın gevşek olmasından dolayı bu gibi hareketler­le dölyatağının dışarı kadar çıka­bileceği pek de hoş olmayan durum­lar meydana gelebilir.

Lohusanın odası güneş alacak şe­kilde geniş pencereli olmalı, halı, ki­lim gibi toz tutabilecek şeyler bu­lunmamalıdır. Lohusanın kan, idrar, akıntı gibi keskin kokular yayan özellikleri ol­duğu için, odanın hava­sını sık sık değiştirme­li, mümkünse kolonya serpilerek taze bir hava yaratmaya çalışılmalı­dır. Bunun yanında, ge­celeri dışarı çıkartmak şartıyla, güzel çiçeklerle odanın süslenmesi lohusanın ruhu üzerinde çok faydalı olur.

Lohusalık devresinde kadınlar ruhen çok has­sas olurlar. En ufak olaylar onların ruhları üzerinde büyük etkiler meydana getirir. Çevrelerindekilerin bu duru­mu göz önünde tutarak, üzücü olayları lohusaya duyurmamaları gerekir. Bu gibi olaylar karşı­sında en büyük tepki süt kesilmesi olarak kendini gösterir. Süt kesilmesine korku, he­yecan da yol açabilir.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sorry, comments for this entry are closed at this time.