TARİHTE BASIN VE BASININ ÖNEMİ: GAZETENİN ÇIKIŞI VE OSMANLI DÖNEMİ

TÜMÜ 25 Ekim 2014

Günlük, haftalık, aylık, yıllık gibi belirli veya belirsiz aralıklarla yayınlanan her türlü ceride (gazete), mecmûa (dergi), salnâme (yıllık), broşür ve benzeri yayınların hepsi, matbûât. Bu tür yayınların muhtevâsını, haber ve fikir yazıları meydana getirir, baskı makinaları ile çoğaltılarak geniş kitlelere kolayca ulaşma imkânı sağlanır.

Haber toplama ve bunları çeşitli vasıtalarla insanlara duyurma çalışmalarının insanlık tarihiyle yaşıt olduğu söylenir. Mısır’da M.O. on sekizinci asırda resmî bir gazetenin yayınlandığı, yine M.O. Romalılar devrinde günlük olayları halka duyuran ‘açta diurna”ların bir gazete hüvi­yeti taşıdığı, Çin’de ise, on ikinci asırdan beri gazetenin var olduğu basın tarihçileri tarafından bildi­rilmektedir. Sözlü gazete denile­bilecek Forum ve Agoralar da basın tarihinde önemli yer tutar­lar. Haber ve fikirlerin elle yazılıp satılması ise, on dördüncü asrın sonları ile on beşinci asrın başla­rında Venediklilerde görülmüş­tür. Zamanın Venedik parası olan Gazetta karşılığında, Gazettanti denilen müvezzilerde satı­lan haber el kağıttan, bugünkü gazeteciliğe adını veren bir faaliyet olmuştur. Osmanlı ordusu­nun ilerleyişinin Avrupa’da nasıl heyecanla takip edildiği de bir kaç baskı yapan bu haber kâğıt­ları nüshalarından öğrenilmekte­dir. On beşinci asrın ilk yarısında matbaanın J. Gutenberg tarafın­dan kullanılmasından sonra, müteharrik harflerle baskı tekni­ğine geçilmesi, basın hayatının gelişmesini ve gazeteciliğin bir meslek hâline gelmesini sağla­mıştır. Fakat buna rağmen on yedinci asra gelinceye kadar basın faaliyetleri bir emekleme devresinde kalmıştır.

ilk zamanlar gündelik olma­yan gazeteler neşredilmiş, on yedinci ve on sekizinci asırlardan itibaren Almanya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde günlük gazeteler yayınlanmıştı.

On sekizinci asırdan itibaren meydana gelen bazı siyasî ve ilmî gelişmeler, gazeteciliği, haberci­lik hüviyetinden çıkarıp, çeşitli konulann işlendiği ve kendi bün­yesinde teşkilâtlanmaya gidilen bir sektör hâline getirdi. Ulaşım ve haberleşme vasıtalarının geliş­mesi gazetelerin yayılıp dağıtılmalarını kolaylaştırdı ve böylece büyük kitleleri etkilemesi sağlandı.

Osmanlı Devleti’nde İbrahim Müteferrika tarafından 1727’de ilk Osmanlı resmî matbaasının kurulmasından sonra, belli bir çevre içinde haberleşme, risâleler aracılığıyla olmuştu. Matbaanın kullanılışından yaklaşık bir asır sonra Mısır valisi Mehmed Ali Paşa tarafından Kâhire’de 1828 yılında Türkçe ve Arapça olarak Vakâyi-i Mısriyye adlı resmî vilâyet gazetesi, ikinci Mahmûd Han tarafından 11 Kasım 1831 yılında İstanbul’da Takvîm-i Vekâyî adlı resmî gazete yayın­landı. Türkçe’nin yanında; Arabça, Fransızca, Rumca ve Ermenice de yayınlanan Takvîm-i Vekâyî’nin basıl­ması için İstanbul’da Takvimhâne matbaası kuruldu. Takvimhâne nâzırı olarak da Es’âd Efendi tâyin edildi. Haftalık olan bu gazetede resmî devlet haberlerinden başka iç ve dış dünyâ hâdiselerine de yer verildi. Ancak sultan ikinci Mahmûd Han’ın vefâtından sonra

sâdece resmî devlet haberlerine yer verildi. Yıllık abonesi 120 kuruş olan bu gazete beş bin adet basılıyor, belli başlı devlet adamla­rına ve me’murlara şehir ve kasaba ileri gelenlerine, yabancı devlet temsilciliklerine dağıtılı­yordu. Önemli hâdiseler olduğu zaman Varaka-i mahsûsa adıyla özel ilâveleri de yayınlanı­yordu. Tanzîmâttan sonra bir ara yayınına ara veren Takvîm-i vekâyi, bin sekiz yüz elli beşten sonra Meclis-l âli-yi Tanzîmât nizâmnâmesini ve bu müessese- nin hazırladığı nizâmnâmeleri yayınlamakla resmî gazete olma hüviyetine daha çok yaklaştı. 1860’dan sonra tamamen devletle ilgili belge ve nizâmnâmeleri yayınlayan Takvîm-i Vekâyî, 1878’de kapandıysa da üç yıl sonra 1881’de yeniden yayınlan­maya başladı. 4 Kasım 1922 târi­hine kadar 4609 sayısı yayınlandı. Ankara hükümeti tarafından 2.1.1922’de Resmî Ceride

  1. 1928’de Resmî gazete adını alarak devâm etti. Takvîm-i Vekâyî’den başka, yabancı dev­letler nezdinde Osmanlı menfaat­lerini korumak için sultan Mah­mûd Han, Alexander Blac- que Bey’e Le Moniteur Otto- man adlı Fransızca bir gazete de çıkarttırmıştı. Bu gazetenin,Tak- vîm-i Vekâyî’nin Fransızca’sı olduğu da söylenmektedir.

Sultan Abdülmecîd Han tahta geçince, 31 Temmuz 1840’da Türkçe yayınlanan Cerîde-i havâdis adlı gazeteyi çıkarttırdı. Başında, VVilliam Churchill adlı bir İngiliz gazetecisi vardı, ilk yıl­larda 150 kadar okuyucusu olan Cerîde-i Havâdis, Kırım savaşı sırasında canlandı. Savaş muhâ- biri olarak cepheye giden Churchill’in gönderdiği haberler, halkın ilgisini çekti. 1850 yılından sonra bu iki Türkçe gazeteden başka Fransızca, İtalyanca, Rumca, Ermenice ve Farsça olmak üzere on altıya yakın gazete yayınlanmaya başladı. 1864 yılında VVilliam Churchill’in ölümünden sonra oğlu, Cerîde-i havâdis gazetesini kapatıp Rûznâme-i Cerîde-i havâdis adlı gazeteyi çıkarmaya başladı.

Türklertarafından çıkarılan ilk özel gazete, Takvim-i vekâyî’ den otuz, Cerîde-i havâdis’ten yirmi yıl sonra 21 Ekim 1860’da neşredilen TercUmân-ı Ahvâl’ dir. Sâhibi Çapanoğlu Agâh Efendi, başyazarı Şinâsî olan bu gazete, bir haber gazetesi olmak­tan ziyâde; hükümet tenkidine kadar, bugünkü gazetecilikte görülen pek çok şeyin menşeini teşkil eden hususlara yer verirdi. Şinâsi’nin Şâir Evlenmesi adlı piyesi, ilk defâ olarak, bu gaze­tede tefrika edildi. TercUmân-ı Ahvâl yayınladığı yazılarla dev­lete ve hükümete karşı tavır aldığı için zaman zaman Cerîde-i havâdis ile tartışmalara girdi. 1861 Mayısında iki hafta müd­detle kapatıldı, ilk zamanlar haf­tada bir, sonra üç, sonra Cumâ hâriç hergün yayınlandı. Ancak siyâsi şartlar ve basında giderek artan rekâbet karşısında

1866’da yayın hayâtına son verdi. TercUmân-ı Ahvâl gaze­tesinden ayrılan Şinâsi, 27 Hazi­ran 1862’den îtibâfen Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başladı.

Osmanlı ülkesinde Avrupai fikir­lerin yayılmasına, dil tartışmasını ortaya atarak devletin bölünüp parçalanmasına yönelik akımla­rın gelişmesi için çalışan, devletin temel politikalarını ve hükümetin icrââtını tenkid eden muharrir ve yazarların çalıştığı Tasvir-i Efkâr gazetesi, daha çok fikir gazetesi özelliğini taşıyordu. Nitekim Şinâsi; “Halk, kânûnî vazifelerle yükümlü olduğuna göre, vatanın faydası için söyle­mek ve yazmak da hakkıdır” diye­rek bu çizgiyi açıklamıştı. Yeni OsmanlIlar Cemiyeti’nin fikir babası sayılan Şinâsi, gazete­sinde alışılmış bâzı güzel örf, âdet ve geleneklere karşı çıkarak pâdi­şâhın tahta çıkış ve doğum günle­riyle ilgili haber ve yorum koymayı reddetti. Saltanat siste­minden çok, meşrûtî idâre siste­mini savunduğu gazetesinde, içeride ve dışarda meydana gelen bâzı hâdiseleri istismâr ederek;

pâdişâha ve hükümete karşı kamuoyu meydana getirmeye çalıştı. Bu çalışmaları sebebiyle gazeteye ilgi artıp, tirajı yükseldi. Ayrıca okuyucu mektuplarına daha çok yer verdiği için ilgiyi üzerine topladı. Şinâsi Avrupa’ya kaçınca, 4 Haziran 1864 târihin­den itibâren Nâmık Kemâl tarafın­dan çıkartılmaya devâm edildi. Nâmık Kemâl de Avrupa’ya ka­çınca, Recâîzâde Ekrem tarafın­dan çıkarıldı. Fakat kamuoyunda- ki etkisini giderek kaybeden Tasvîr-i Efkâr sekiz yüz otuz’ sayı çıktıktan sonra 1866’da ka­pandı.

İlk Türk dergisi ise, 1850’de yayınlanmaya başlayan Vekâ- yi-i Tıbbiye’dir. Meslek dergisi özelliğinde olan bu dergiden başka Temmuz 1862’de Mec- mûa-i FUnûn yalınlanmaya başladı. Münif Paşa tarafın­dan Cemiyet-i llmiye-i Osmâ- niye’nin yayın organı olarak çıkarılan Mecmûa-i FUnûn, 1864’de kolera salgını yüzünden yayınını durdurdu. 1866’da yeni­den yayınlanmaya başladıysa da kısa bir müddet sonra yayına ara verdi. Üçüncü defâ 1883 yılında tekrar yayınlanmaya . başladı, fakat yeniden kapandı. Mir’ât-ı Mecmûa-i tber-i intibâh ve devâmı olan İbretnUmâ ile 1860’dan sonra Türkçe bası­nın, devlet ve hükümet ile hükü­met ricâline karşı tutum alması, diğer dillerde yayınlanan gazete­lerin de Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü bozmaya yönelik yıkıcı yazılar neşretmeleri üze­rine; saltanatı, hükümeti, Osmanlı toplumunu meydana getiren mil­letleri ve dinlerini saldırılardan koruyabilmek için bâzı tedbirler alındı. 1860’da özellikle yabancı basından şöyle bir taahhütnâme alınmaya başlandı: “Osmanlı hükümetini, diğer devletlerle münâsebetlerini, me’murların çalışmalarını tenkid etmemek, başyazıları önceden Basın büro­suna bildirip tasdik ettirmek, Basın bürosunun tasdik etmediği haberleri yayınlamamak, Avrupa gazetelerinde çıkan yazıları düzeltmek gâyesiyle Basın büro­sunca verilecek yazıları aynen yayınlamak.”

Bu,doğrultuda yapılan uygu­lamalar bir çok şikâyetlere sebeb oldu. Tanzimâtın getirdiği eşitlik ve kânunlara dayanan uygulama ilkelerinin çiğnendiğini ileri süren yabancı basın mensupları, kapi­tülasyonlardan faydalanmak iste­diler. Yabancı gazeteleri ve gazetecileri cezâlandırma veya yasaklama teşebbüsleri karşı­sında, yabancı devlet elçilerinin basın hürriyetinin sınırlarını belir­leyici bir kânun bulunmaması ve kendi konsolosluk mahkemele­rinde muhâkeme edilmek isteme- leri sebebiyle kânûnî düzenleme1 ye gidildi. 1864’de , Matbûât Nizâmnâmesi çıkarıldı.

Bu dönemde İstanbul’da dev­letin yan resmî gazetesi olan Fransızca Journal de Costan- tinople, İngilizce The Levant Herald, Fransızca Courier d’ Orient, Rumca Bizantis, Bul­garca Bulgaria, Ermenice Megs, Masis, Avedapar ve Tar gaze­teleri çıkıyordu. İzmir, Kâhire, Beyrut gibi şehirler başta olmak üzere diğer şehirlerde de azınlık­lar ve müslümanlar tarafından hayli gazete yayınlandı. Ayrıca yine İstanbul’da Mecmûa-i Havâdis ve Münâd-i Erciyas adlı Anadolu gazeteleri de yayınlanıyordu.

1864’de Matbûât Nizâmnâme­sinin düzenlenmesinden sonra, Türk basın hayâtı yeni bir devire girdi. Bu nizâmnâme, ön sansürü bütünüyle kaldırıp, yabancı bası­nın sorumsuzluklarına da sınırlar getirmişti. Nitekim Nizâmnâme­nin üçüncü maddesi; yabancıla- nn da yerliler gibi muâmele göreceklerini hükme bağladığın­dan, kapitülasyonların basın ala­nına da yayılması önlenmiş oluyordu.

Nizâmnâme ile daha önce kurulmuş olan Bâb-ı âl? tercüme odası, Matbûât müdürlüğü gibi kurumlara yeni vazîfeler verili­yordu. Siyâsî özellikteki yayınlara ruhsat vermek, yayınların muhte- vâsını kontrol etmek, gazetelere verilecek resmî îlânları hazırla­mak, Avrupa’da Osmanlı Devleti aleyhinde yayın yapan gazete ve kitapların ülkeye girmesine mâni olmak, bu kâidelere aykırı davra­nanlar hakkında para ve hapis cezâlarını uygulamak bu vazîfe­ler arasındaydı.

Nizâmnâme, bir ön sansür koymuyordu ama, ağır para ve hapis cezâlarıyla başta pâdişâh olmak üzere bütün idâreyi; (bakanlar, meclisler, mahkeme­ler, devlet kurumlan ve me’ murlar), yabancı devlet başkanları ve temsilcilerini, suçla­yıcı ve kötüleyici yayınlardan koruyordu. Nizâmnâme, umûmî çizgileriyle 1909 yılına kadar yürürlükte kaldı.

Matbûât Nizâmnâmesinin yayınlanmasından sonra Nâmık Kemâl, Tasvîr-i Efkâr gazete­sinde çeşitli konulara dâir tenkit­lerini daha serbest yayınlamaya başladı. Tanzîmât ricâliyle arası­nın bozulması yüzünden, Türk dili ve Edebiyâtı yanında dış poli­ âid fikirlerini ve iç politi­kayla ilgili tenkitlerini de yazdı. Bir ara Yeni OsmanlIlar cemiyeti­nin sözcüsü hâline gelen Tasvir-i Efkâr gazetesinin kamuoyunda te’siri arttı. 1867 senesinde Ali Süâvî de çıkardığı Muhbir gazete­sinde hükümeti daha sert bir dille tenkid etmeye başladı (Bkz. Ali Süâvî).

Tasvîr-i Efkâr ve Muhbir gazetelerinde, hükümete yönelik tenkitlerin, devletin durumunu tehlikeye sokacak hâle gel­mesi ve hükümet erkânının şah­sını hedef tutan yazıların artması üzerine, 1867’de basını kontrol maksadıyla bir karamâme çıkar­tıldı. Sadrâzam Âlî Paşa tarafın­dan, aynı zamanda kendi mevkiini kuvvetlendirmek maksa­dıyla hazırlanan bu kararnâmeye Âlî kararnâmesi denildi. Muhbir gazetesi, 9 Mart 1867 târihli sayısında Ziyâ Paşa’ya âit bir yazıyı yayınladığı için kapatıldı ve Ali Süâvî Avrupa’ya kaçtı. 1867 yılında İngilizce olarak çıkan The Levant Herald gazetesi de, Yunanlıların, Girid ihtilâlcilerini destekleyen hareketlerini övdüğü için kapatıldı. İstanbul’daki İngi­lizce gazetelerden, The Levant Times, bir de Bulgarca nüsha çıkarıp, Bulgar kavmiyetçiliğini destekleyen yazılar yayınlayarak Osmanlı Devleti’nin parçalanma­sına çalıştı. Bu dönemde Arap kavmiyetçiliğini teşvik için Avrupa’da Arapça yayınlanan gazetelere karşı, Bâb-ı âlî’nin maddî desteğiyle İstanbul’da Arapça El-Cevâib gazetesi ya­yınlandı.

Hükümetin kendilerine ver­diği vazifelere gitmeyerek Avru­pa’ya kaçan Ali Süâvi, Namık Kemal ve Ziyâ paşalar, gittikleri yerde Prens Mustafa Fâzıl Paşa ve Agâh Efendi ile buluşarak; Muhbir, Ulûm, Hürriyet, tttihâd gibi gazeteleri çıkardılar. Bâb-ı âlînin aleyhinde yazılar yazdılar. Dergilerin mâlî kayna­ğını mason locasına kayıtlı olan Mustafa Fâzıl Paşa karşılıyordu. Bu sırada İstanbul’da; Eğribozlu Mehmed Arif tarafından Âyin

 

vatan, Şâkir Efendi tarafından Muhib, Andon Efendi tarafından Muhibb-i vatan isimli gazeteler de yayınlandı. Daha sonra bu gazeteler de çeşitli sebeblerle kapatıldılar.

Mustafa Fâzıl Paşa, Sultan Abdülazîz’den affedilmesini iste­yerek yurda dönünce, yurtdışına kaçmış olan ve sürgünde bulu­nan Yeni OsmanlIlar, 1870 sonun­dan başlayarak yurda dönmeye başladılar. Saraydan gördükleri para yardımı ile Basiret adlı gazeteyi neşreden Yeni OsmanlI­ların ılımlı grubunu teşkil eden Basîretçi Ali ve arkadaştan, Türk ve müslüman unsurların çıkarla­rını savundular. Basiret gazetesi bu sebeble 1871’de on binlik bir tiraja ulaştı. 1870-1871 Alman- Fransız savaşında Almanya’yı destekleyen yazılar neşreden ve Alman hükümetinden destek gören Basiret, Ali Süâvfnin bir makâlesini yayınladığı için 20 Mayıs 1878’de kapatıldı. Ay­nı dönemde Ali Râşid ve Fillp Efendi tarafından Terakki gaze­tesi çıkarıldı. Haftada altı gün yayın­lanan ilk gazete olarak dikkat çeken Terakki gazetesi, hükümete yönelik aşırı tenkitlerinden dolayı 1870 ve 1874’de iki defâ kapatıldı. Ebüzziyâ Tevfik, Ayetullah Bey, Recâîzâde Mahmûd Ekrem gibi imzâların yeraldığı Terakki, mizâhî Letâif-i âsâr ve hanım­lar için Hanımlara mahsus

adlı haftalık ilâveler neşretti. Hakâyık*Ul-Vekâyî adıyla yayın hayâtına devâm ettiyse de aynı iddiâlı tutumunu sürdüre- medi. 1870’de bütün yazıları Ahmed Midhat Efendi tarafından yazılan, sonralarıadını alan Devir gazetesi neşredildi.

  • Haziran’ında Ahmed Midhat Efendi’nin idâresine geçen ve daha önce İskender Efendi tarafından yayınlanan İbret gazetesi, Yeni Osmanlıla- nn sözcüsü hâline geldi. Nâmık Kemâl’in baş yazarlığını yaptığı bu gazete yirmi beş bin gibi o güne kadar işitilmemiş bir tiraja ulaştı ve yayın hayâtı boyunca on iki binden aşağı düşmedi. Haber­cilikten ziyâde makâleleriyle yeni fikirler ortaya atıp tartışarak oku­yucu toplayan İbret, memleket mes’eleleri üzerinde üç sayfalık baş yazılar yayınladı. Haftada beş gün çıkan ve Nâmık Kemâl’in en uzun süre çalıştığı gazete olan İbret, çıkışının birinci ayını dol­durmadan iktidâra açıktan açığa harb İlân edercesine yazdığı yazı­lardan, bir de on dokuzuncu sayı­sındaki Garaz marazdır yazısı üzerine dört ay müddetle kapa­tıldı. Nâmık KemâlGelibolu’ya mutasarnf olarak tâyin edildi. Daha İstanbul’dan aynlmadan Diyojen ve Hadika gazetele­rinde yazı yazmaya başladı.

Gelibolu Mutasarrıflığı vazife­sinde bulunduğu üç ay içinde, yeniden yayına başlayan İbret gazetesine başyazar olarak yazı­lar gönderdi. İstanbul’a dönüşün­den sonra tekrar gazetesinin başına geçerek, öncekinden daha şiddetli yazılar yazmaya başladı. Yazarları çeşitli sebep­lerle İstanbul’dan uzaklaştırılan İbret gazetesi, Nâmık Kemâl’in Magosa’ya sürülmesiyle 1873 yılında kapandı. Bu müddet içinde Aşir Efendi tarafından çıkan ve yazı işlerini Ebüzziyâ

 

Tevfik’in yürüttüğü Hadika, Ahmed Midhat Efendi tarafından yayınlanan ve okuyuculara fay­dalı bilgiler veren Dağarcık der­gisi, Ravdat-ül-meârif ve Cerîde-i Tıbbiyye-i Askeriyye dergileri ile Diyojen’i çıkaran Teodor Kasap Efendi tarafından çıkanlan Hayâl ve Çıngıraklı tatar gibi mizâh dergileri de neşredildi.

1873 yılında Ebüzziyâ Tevfik’ in siyâsî yazılanyla dikkati çeken ve kısa süre içinde kapatılan Sirâc adlı gazete, yirmi beşinci sayısında kapatılan ve bir mizâh gazetesi olan Latife, haberlere geniş yer ayırmasıyla tanınan ve akşam ilâvesi çıkaran Hülâsât- ül-Efkâr gazetesi, Ahmed Mid­hat Efendi’nin çeşitli fıkra ve hikâyelerden başka roman tefri­kalarına da yer verdiği Kırkan- bar dergisi, Dolap, Mecmûa-i nevâdir-i âsâr, Müteferrika, Revnâk (edebiyât dergisi), Âsâr-ı perâkende (edebiyât dergisi), Mir’ât-ı Vatan, Çek­mece, Armağan (çocuk der­gisi), Sandık kasa, Çanta, Hayat (edebiyât dergisi), öte­beri, Mecmûa adlı dergiler yayınlanmışsa da, ömürleri kısa, te’sirleri az olmuştur.

  • yılında memleketin içine düştüğü siyâsî ve ekonomik sıkın­tılara ortak olması ve yardımcı olması beklenen basın ve yayın organları tamâmen devletin karşı­sında yer alınca, memleketin içine düştüğü sıkıntılar gözönüne alınarak basına karşı bâzı tedbir­ler alındı. Bu tedbirler üzerine, Amerikan ve İngiliz misyonerleri­nin mâlî desteği ile geniş bir Arapça yayın merkezi hâline gelen Beyrut’taki basın çevreleri, 1874’den sonra kendilerine daha rahat çalışma imkânı veren Mısır’a •gittiler. Midhat Paşa’nın sadrâ- zamlığı zamânında İstanbul basınına karşı zecrî tedbirler uygulandı. Abdülazîz Han dev­rinde bâzı kânûnî düzenlemelere rağmen, devletin yanında olan basın ve yayın organlarının, ülke­nin dört bir yanına yayılması yolunda önemli teşvik tedbirleri

Çıkardığı gaze­teden dolayı “Basîretçi” ola­rak tanınan Ali Efendi’nin 24 Ocak 1870’de yayınlamaya başladığı Basi­ret gazetesi.

alındı. Vilâyet gazetelerinin sayısı yirmiyi buldu. Bu gazeteler umû- miyetle yarısı Türkçe, diğer yarısı o vilâyetin ekseriyetle konuşulan diliyle (Arapça, Rumca, Erme­nice, Bulgarca, ibrânice) hazırla- nıyordu. Ayrıca devletçe masrafları karşılanarak kurulan vilâyet basımevlerinde yerli ve özel gazete ve kitapların basılma­sına da izin verilmesiyle, kültür faâliyetlerini destekleme yolunda oldukça müsbet adımlar atıldı. Yine aynı dönemde ülkenin dört bir yanında yayınlanan gazetele­rin toplu hâlde okuyuculann incelemesine sunulduğu kırâat- hâneler (okuma salonları) açıldı. Ancak o zamâna kadar hiç bir vergi ve rüsûma tâbi olmayan gazetelere, 1874’de, her gazeteye iki paralık pul yapıştırma mecbu­riyeti getirildi

1874’den sonra memleketin içine düştüğü iç ve dış mes’eleler üzerine, tamâmen devlete ve hükümete karşı tavır alan yerli ve yabancı basına karşı yeni tedbir­ler alma lüzumu duyuldu. Memle­ketin içinde bulunduğu sıkıntılı durum sebebiyle tehlikeli boyut­lara varan olayları frenlemek, dışarıdan kışkırtılan çatışmalara içeriden gerekçe hazırlamaya ve ayaklanmaların ülkenin diğer kısımlarına yayılmasına mâni olmak isteyen Bâb-ı âlî hükümeti, îlânlar yayınlayarak basını dik­katli olmaya çağırdı. Ancak çoğu, Osmanlı Devleti’nin parçalanma­sını ve yıkılmasını isteyen azınlık­lar ve devletin bu sıkıntılardan kurtulmasını istemeyen ve Avru- paî fikirlerin etkisinde kalan sözde aydınların çıkarttığı gaze­teler, hükümetin bu ikâzlarına aldırış etmediler. Pâdişâhın şah­sına kadar vardırılan hicivli, mizâhlı tenkidler, çoğu haksız ve iftirâ olan sadrâzam ve nâzırlara (bakanlara) yöneltilen hakârete varan tenkidlerine devâm ettiler. Yüksek tirajlı gazetelerin hepsi hükümetin karşısında yer aldılar. Yazılanlara çok defâ inanmayan halk, bunları okumaktan hoşlanı­yor, fakat yazılanlara; “Gazeteci palavrası” diyordu. Haziran 1875’ de siyâsî özellikteki kitap ve dergilerin ön sansürden sonra yayınlanmasına karar verildi. Aynı yılın Eylül ayında, 1864 Nlzâmnâmesi’ne “ilâve baskı­ların sâdece resmî îlânlar için kullanılabileceği” maddesi ek­lendi. 1876 yılında da bâzı ted­birler alındı. Devletin bütünlü­ğünü zedeleyici, milletin inancı, örf ve âdetleriyle alay edici resim ve karikatürlere sansür kondu. Yurt dışından gelen yayınlara daha sıkı bir kontrol getirildi. Ayrıca ülkedeki tüm gazetelerin, matbûât dâiresi ve vâliliklerce kontrol edilmedikçe baskıya gire- miyecekleri îlân edildi. Matbûât dâiresinden verilmeyen savaş haberlerinin yayınlanması yasak­landı.

1874’de Münif Paşa tarafından çıkartılan, san’at ve ilim yazılarına yer veren, haftada bir kaç defâ yayınlanan Mecmûa-i maârif, Agop Baronyan tarafından yayın­lanan ilk tiyatro gazetesi olan Tiyatro, Basîretçi Ali Efendi

 

tarafından çıkarılan mizâh dergisi Kahkaha, Mehmed Arif Bey tarafından yayınlanan ve kûşe kâğıda özel baskı yapan, devrin önde gelen şahıslarının resimli hâl tercümelerini neşr eden Medeniyet dergisiyle, Şafak, Âfitâb-ı Maârif ve Misbâh-ı felâh dergileri de yayınlandı. 1875 yılında, Tevfik Bey tarafın­dan çıkarılan ve bir mizâh dergisi olan Geveze, yine bir başka mizâh dergisi Meddah, yazarları arasında Nâmık Kemâl’in de bulunduğu, Ahmed Midhat Efendi tarafından çıkarılan Itti- hâd gazetesi, Mehmed Efendi’ nin günlük çıkardığı dînî bilgiler neşrederek ilgi gören Sadâkat gazetesi, Teodor Kasap tarafın­dan yayınlanan günlük İstikbâl gazetesi, Filip Efendi’nin yayınla­dığı Meşrûtiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de çeşitli şahıslar tarafından devâm ettirilen Vakit gazetesi, Şemseddîn Sâmi’nin başyazarlığını yaptığı, Rum asıllı Papa Dapulas tarafından yayınla­nan, daha sonra Mihran Efendi tarafından devralınan Sabah gazetesi, Mehmed Tevfik Bey ta­rafından çıkarılan haftalık mizâh dergisi Çaylak, bunların dışında MUsâvât, Ümrân, Selâmet, Mirât>ı Iber, Muharrir, Mecmûa-i Maârif gibi kısa ömürlü gazete ve dergiler yayınlandı.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han’ın tahta geçişinden sonra Aralık 1876’da îlân edilen Kânûn-i Esâsî’nin on ikinci maddesinde, basının, kânunlar çerçeve­sinde serbest olduğu yazılı idi. ilk zamanlar bu serbest havadan isti­fâde eden çoğu azınlıklar ve yabancılar tarafından çıkarılan gazete ve dergiler, Osmanlı Oevleti’nin sosyal ve siyâsî yapı­sına ters düşen yayınlar yapmaya başladılar. Batı eğilimli ve eğitimli sözde aydınlar ile kavmiyetçilik fikirleri körüklenen gayr-i müslim azınlıklar ve bu iki grupla da münâsebet hâlinde bulunan Avrupa devletleri, bunları menfa­atlerine âlet ettiler. Yerli ve azın­lık basını da Osmanlı Devleti ve 29 Mayıs 1870’ de yayınlanma­ya başlayan İb­ret gazetesi.

Bâb-ı âlî hükümetinin aleyhinde yabancıların menfaatlerine âlet oldular. Bu hâdiseler karşısında bâzı tedbirler alınmasına ihtiyaç duyuldu. 1877’de Midhat Paşa’ nın sadrâzamlığı zamânında bir matbûât kânunu hazırlandı. Bu tasarı mecliste kânunlaşmadan önce meclis dağıldı, iki bölümden meydana gelen bu kânunun birinci bölümü matbaalara, ikinci bölümü ise basına âid hükümleri ihtivâ ediyordu. Aynı yıl içinde basın suçlarını yargılayan Meclisi Ahkâm-ı Adliye kuruldu. Harb hâli sebebiyle gazetelerin hükü­meti tenkide yönelik yayınlaryap- malan yasaklandı. Bu sûretle Osmanlı basını yeni bir döneme girdi.

1876-1878 senelerinde pek çok gazete ve dergi çıkarıldı. Bun- lann belli başlıları; başyazarlığını Ahmed Midhat Efendi’nin yaptığı Çaylak, Tevfik Mehmed Tevfik Bey tarafından çıkartılan Os­manlI gazetesi, Şemseddîn Sâmi’nin başyazarlığını yaptığı ve Mihran Efendi’nin yayınladığı kı­sa süreli Tercümân-ı Şark ga­zetesi, Türk basınının en dikkate değer gazetelerinden olan, Ah­med Midhat Efendi’nin çıkardığı halk tarafından ilgiyle tâkib edi­len, daha sonra Muallim Nâci’nin kadrosuna girmesiyle edebî tar­tışmaların başladığı edebiyât, tâ­rih ve fıkraların yayınlandığı Ter- cümân-ı Hakikat gazetesi, mi­zâh gazetesi Karagöz, çocuk gazetesi Bahçe’dir.

1878’de memleketin içinde bulunduğu harb hâli sebebiyle, Osmanlı birliğini ve ülkesinin bütünlüğünü bozmaya yönelik yayınlara karşı bâzı tedbirlere ihti­yaç duyuldu. Maârif nezâreti, Metbûât müdürlüğü ve Zabtiye nezâreti’nin katkısıyla gazeteler üzerinde sansür uygulamasına gidildi. Hâriciye nezâreti’nde de dış basınla ilgili Matbûât-ı Hâri­ciye müdürlüğü kuruldu.

1878’de çıkmaya başlayan Tercümân-ı Hakikat gazetesi, Ahmed Midhat Efendi’nin başarılı kalemi ile ve hükümeti tenkit etmeyen büyüklere şantaj, san­sasyon özelliğinde olmayan ciddi haberciliğiyle bu devrin en uzun ömürlü ve îtibârlı gazetesi oldu. Daha sonraki senelerde Ahmed Midhat Efendi’nin dâmâdı olan Muallim Nâci’nin idâre ettiği bir edebî ilâve verdi. Son derece ciddî ve terbiyevî bir edebiyât mecmûasıydı. Çocuklar için haf­talık ilâveler verdi. Bu gazetede te’lif romanlar tefrika edildiği gibi, batı klasikleri de veriliyordu. Mid­hat Efendi bu arada 150’den fazla roman ve İlmî kitap yayınladı. Kitaplar, çekici ve akıcı bir üslûba sâhib olduğundan, okutucu ve öğretici idi. Ondört cildlik Avrupa târihi, üç cildlik Dünyâ târihi serileri, o devirde halk tarafından merakla okundu.

 

1879’de Ebüzziyâ Tevfik Bey tara­fından Mecmûa-i Ebüzziyâ dergisi çıkarıldı. Ebüzziyâ Tevfik, pek çok kitaplar, yıllıklar, bâzı kla­sik eserler yayınladı. Kütüphâ- ne-i Ebüzziyâ adlı bir kolleksiyon meydana getirdi. 1879’da Mehmed Ali tarafından iktisâd? ve zirâi konulara yer veren 15 günlük Vâsıta-i Servet ve 1880’de Vakâyî-i tıbbiye adlı meslek dergileri de yayınlandı. 1881’de Encümen-i Teftiş ve Muâyene, Maârif nezâreti’nde de Tetkîk-i müellefât komisyonu ku­ruldu. 1888’de Matbaaların bas­tığı bütün yayınlara önceden izin aldıktan sonra basma şartı getirildi.

1891’den önce Tercümân-ı Hakîkat’ten başka; on iki bin tirajlı Sabah, Saâdet ve Tarik gazeteleri de çıkanldı. Jön Türk- ler hareketinin belli başlı sîmâla- nndan olan Murâd Bey, 1885 yılında haftalık Mizân dergisini çıkarmaya başladı. Bir ara Avrupa’ya kaçan Mîzâncı Murâd, yayınına Pâris’te devâm etti. İkinci Meşrûtiyet’in İlânı üzerine İstanbul’da tekrar yayınlanmaya başladıysa da uzun ömürlü olmadı; 1909’da tekrar kapandı.

Kadrosunda Nâmık Kemâl, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın da bulunduğu Gayret gazetesi, 1886 yılında yayınlanmaya baş­ladı. Abdülhalîm Memdûh, Tepe- delenlizâde Kâmil, Cenâb Şehâbeddîn gibi kimselerin yazı yazdığı Muhit Gazetesi 1888’de çıktı. İlkokul çocuklarına temel bilgiler vermek gâyesiyle eğitim ve öğretime yönelik olan Mek- teb dergisi 1891’de Kitapçı Karâ- bet tarafından çıkarıldı. Bir müddet böyle yayınlandıktan sonra 1894 yılında edebiyât der­gisi hâline geldi. Edebiyât-ı Cedîdeciler’in toplandığı bu dergi, okuyucuların ilgisini çek­mek için çeşitli edebî anketler düzenledi. Edebiyât târihi açısın­dan önemli bir yer işgâl eden Servet-i fünûn dergisi, Ahmed İhsan (Tokgöz) Bey tarafından 27 Mart 1891’de çıkarılmaya baş­landı. Aynı dönemde yayınlanan

Mâlûmât adlı edebî dergiyle edebî tartışmalara giren Servet-i ı fünûn dergisinde, Edebiyât-ı cedîdeciler olarak adlandınlacak şâir ve yazarlar toplandı. Ocak 1895’de mecmuanın idâresini Tevfik Fikret aldı ve altı yıllık bir yayından sonra 1901’de ayrılma­sına rağmen yayınına devâm etti.

Servet-i fünûnla tartışma­lara giren ve önce Artin Efendi tarafından yayınlanan Mâlûmât dergisi, 1894’de kapatıldı. 1895’de Baba Tâhir tarafından tekrar yayınlanan Mâlûmât dergisinde eski edebiyâtı savunan edebiyât- çılar toplandılar. 5 Temmuz 1894’ de Ahmed Cevdet (Oran) tarafından yayınlanan ve Türk basınının uzun ömürlü ve te’sirli gazetesi olan tkdâm, latin harf­lerinin kabûlüne kadar devâm etmiştir. İkdâm’ı yayınlayan Ahmed Cevdet’e bu yüzden ikdâmcı takma adı verilmiştir. 1895’de ilk kadın gazetesi çıkarıldı. 1899’da Mehmed Rızâ tarafından yayınlanmaya başla­yan Resimli gazete, 1916 yılına kadar yayınını sürdürdü. Daha çok tercümeye yer veren ve resimli bir gazete olan Musav­ver Terakki 1900’de yayınlan­maya başladı.

Yurt Dışındaki Basın

Pâdişâha ve Bâb-ı âlî hükü­metlerine karşı olan, çeşitli vesile­lerle Avrupa’ya kaçan ve kendilerine; Genç OsmanlIlar, Jön Türkler ve ittihâdçılar adını veren kimseler, Avrupa’da çeşitli cemiyetler kurdular. Bu cemiyet­lerin ilki Şinâsî, Nâmık Kemâl, Nûri, Refik ve Ayetuilah Bey tara­fından kurulan Yeni OsmanlI­lar Cemiyeti’dir. Bu cemiyetin reisi Mir’ât gazetesi sâhibi Refik Bey idi. Daha sonra kurulan Itti- hâd ve Terakki Cemiyeti, Yeni OsmanlIların yurt dışındaki basın faâliyetlerinin çok üstünde faâliyçt gösterdi. Ingiltere, Fransa, Avusturya, İsviçre, Bel­çika, Bulgaristan, Romanya, İtalya, Yunanistan,Kıbrıs, Mısır, Amerika ve Brezilya’da, Abdülha- mîd Han ve Bâb-ı âlî hükümetleri aleyhinde yayın yaptılar. Dış kay­naklardan ve Mısırlı prens Mus­tafa Fâzıl Paşa’dan destek gören bu kimseler, çeşitli gazeteler çıkardılar.

Yurt dışında çıkan bu muhâlif basının ekseriyeti Türkçe olmakla birlikte; Fransızca, Arapça, Almanca, İngilizce ve hattâ ibrânice olarak yayın yapı­yordu. Bu gazetelerin en eskisi, Ali Süâvfnin Avrupa’ya kaçma­sından sonra Londra’da yayınla­maya başladığı Muhbir’dir. Fransızca ve İngilizce ekler de veren Muhbir. Mustafa Fâzıl Paşa’nın maddî desteğiyle 1867-

  • yıllarında 50 sayı kadar yayınlandı. Muhbir’den sonra Yeni OsmanlIların yayın organı olan Hürriyet, Ziyâ Paşa ve Nâmık Kemâl tarafından 1868-
  • yıllarında Londra’da seksen dokuz sayı çıkarıldı. Ali Süâvrhin, sadrâzam Alî Paşa hakkındaki bir yazısı üzerine, İngiltere adliyesi tarafından tâkibâta uğrayınca,
  • yılında Cenevre’de Ziyâ Paşa tarafından on bir sayı olarak çıkarıldı. Altmış üçüncü sayıdan îtibâren Nâmık Kemâl gazeteden ayrıldı ve 1869’da yurda döndü. Ziyâ Paşa da 1871’de döndü. Ali Süâvî, Mustafa Fâzıl Paşa’nın ver­diği para ile Pâris’te Ulûm adlı bir gazete çıkarmaya başladı. 1870′ de Cenevre’de, Hüseyin Vasfi Paşa ve Mehmed Bey tarafından yayınlanan İnkılâb (Pâris- 1878), Hayâl (Londra-1879), İstikbâl (Cenevre-1880), Gencine-i Hayâl (Pâris-1881);

tik sayısı 27 Mart 1891’de Ahmed İhsan Bey tarafın­dan yayınla­nan Servet-i ftt- nûn dergisi.

Recâi-zâde Ek­rem’in ve çev­resindeki genç yazarların bu dergideki yaz­dıkları yazı­lar; Servet-i Fiin ûn Edebi­yatı denilen bir edebiyât hare- keti’nin doğ­masına sebeb olmuştur.

Yeni OsmanlIlar döneminin yurt dışında yayınladığı basın organ­larıdır. 1895 yılında Ahmed Rızâ tarafından yayınlanan Meşve­ret, 1897’de Fransızca nüsha da yayınlamaya başladı. Hükümetin tâkibi neticesinde Pâris’ten ayrıl­mak zorunda kalan Ahmed Rızâ, Meşveret’i, İsviçre ve Belçika’da yayınlamaya devâm etti. Jön T ürk hareketinin ileri gelenlerinden olan Mîzâncı Murâd, 1877’de Mîzân gazetesini Kâhire’de yayınlamaya başladı. Bu gaze­tede hıristiyan Arap kavmiyetçile- rinden Halil Ganem, Fransa’da Türkiye aleyhtârı yazılarıyla tanı­nan Albert Koda gibi şahıslar yazı yazdı.

Daha sonra Cenevre’de yayın­lanan Mîzân bir ara Fransızca olarak da çıkarıldı. 1897’de İttihâd ve Terakkî mensuplarından olan ishak Sükûtî ve Abdullah Cevdet tarafından Türkçe ve Fransızca olarak Osmanlı gazetesi çıkar­tıldı. 1900 yılından sonra Londra’ da ve Kâhire’de yayınlanan Osmanlı gazetesi, Abdullah Cevdet’in Viyana sefâretine dok­tor olarak; ishak Sükûtrnin ise, Roma sefâretine sefir olarak tâyin edilmeleri üzerine bir müddet kapandı. 1902’den sonra yeniden yayınlanmaya başladı. Jön Türk- lerin ikiye ayrılmalarından sonra, Pâris’te toplanan Ahrâr grubuna karşı ortaya çıkan Ekseriyet fırka­sının yayın organı oldu. Bu dönemde yazı işleri müdürü Hüseyin Siret, idâre müdürü ise ismâil Hakkı Paşa idi. 1896’da Tunalı Hilmi tarafından Cenevre’ de çıkarılan Ezan, 1897’de Kâhire’de yayınlanan Kânûn-i esâsî ve el-Kâtib, 1899’da Cenevre’de yayınlanan İnti­kam, 1899’da Londra’da yayınla­nan Hilâfet, 1900’de Kâhire’de Leon Efendi tarafından çıkarılan Sadâ-yı Millet, 1901’de Brüksel’de Avlonya meb’ûsu ismâil Kemâl tarafından yayınla­nan Selâmet gazeteleri de Pâdişâh’ın ve hükümetin yardım­ları ile hayâtlarını idâme ettirdik­leri hâlde Abdülhamîd Han’a ve Bâb-ı âlî hükümetlerine karşı çıkan dış basındandır. 1904’de Abdullah Cevdet tarafından Cenevre’de çıkarılan tctihad gazetesi bir ara Mısır’da ve daha sonra İstanbul’da yayınlandı. Prens Sebâhaddîn ve Ahmed Fâzıl tarafından 1906’da Kahire’ de çıkarılan Terakki gazetesi, Âdem-i merkeziyetçilerin yayın organı oldu. Yine bu fikri savunan Şûrâ-yı Osmânî, Yeni fikir ve Hilâfet gibi gazete ve dergiler de vardı.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han, çoğu gayr-i müslim azınlık­ların ve yabancıların elinde olan ve devlet adına tahsîle gidip Avru­palIların kontrolüne girerek, yaşadığı toplumun değerlerine yabancılaşan sözde aydınlann elindeki basın ve yayın organla­rına karşı zamânın siyâsî şartları sebebiyle bâzı tedbirler aldı. Müs­lim, gayr-i müslim ve Türk olma­yan çeşitli unsurlardan meydana gelen Osmanlı Devleti’nin dünyâ konjonktürü içindeki o günkü yeri bunu îcâb ettiriyordu. Sultan ikinci Abdülhamîd Han, basını tam serbest bırakıp bâzı tedbirler uygulamasaydı, 1908 sonrasında olan hâdiseler otuz yıl öncesin­den patlak verirdi. Osmanlı toplu- munu sömürmek için bütün yollan deneyen ve bu kirli mak- sadlarını gerçekleştirebilmek için türlü hilelere başvuran hıristiyan Avrupa devletlerinin saldırılarına, çok daha hazırlıksız yakalandırdı. Sultan ikinci Abdülhamîd Han’ın aldığı bu tedbirler, Osmanlı toplumu içindeki müslümanlarave Türklere otuz yıllık bir hazırlanma ve dinlenme dönemi sağlamıştır.

Abdülhamîd Han’ın basın politikası; devletin parçalanma­sını, milletin düşman kamplara ayrılmasını önlemek gâyesine yönelik şuurlu bir adımdır. Ayrıca Osmanlı Devleti’ni yıkmak için asırlardır uğraşan hıristiyan Avrupa devletlerinin tehdîdleri ve oyunlarıyla, Osmanlı ülkesinin sosyo-ekonomik yapısından kay­naklanan nâzik durum ve 1876- 1878 yıllarındaki meydana gelen, Abdülazîz Han’ın hal’i ve şehîd edilmesi, beşinci Murâd’a karşı yapılan hareketler, Ali Süâvî bas­kını ve Rusların Yeşilköy’e kadar gelmeleri de bu basın politikasını etkilemiştir.

Abdülhamîd Han’ın uygula­dığı bu basın politikasına karşı çıkan ve ikinci Meşrûtiyetin ver­diği serbestlikten istifâde ederek bir baskınla iktidâra gelen ittihâd ve Terakkî fırkası ve daha sonraki iktidârlar, bu tedbirlerin çok daha şiddetlisini uygulamışlardır. Bunun yanında Abdülhamîd Han’ ın matbûâta verdiği önem pek faz­ladır. Şahsına karşı olsa bile zamânındaki dergi ve gazetelerin mükemmel ve en güzel şekilde çıkmasını sağlamak için Servet-i Fünûn gibi bâzı gazete ve der­gilere yardımda bulunduğu, hattâ onlar için Avrupa’dan usta ele­manlar getirttiği de bir başka husûsiyetidir.

İttihâd ve Terakkî Devri

Meşrûtiyetin ikinci defâ îlânı

üzerine, yurt dışına kaçmış olan­lar yurda döndüler ve yurt dışında yayınladıkları gazeteleri, İstanbul’ da çıkarmaya başladılar, ikinci Abdülhamîd Han’ın, ikinci Meşrûtiyet’i îlân ettiği 24Temmuz 1908 günü toplanan gazeteciler, gazete müsveddelerini sansüre vermeme karârı aldılar. 25 Tem­muz 1908 günü gazeteleri ön kontrolden geçirtmeden piya­saya sürdüler. Bu gazeteler; sul­tan ikinci Abdülhamîd Han döneminde yayınlanan İkdam, Sabah, Tercüman ve Saâdet gazeteleri idi ve herbiri alelacele meşrûtiyet ve hürriyet savunucu­luğuna girip, kadrolarını yeniledi­ler. 24 Temmuz günü, daha sonra Gazeteciler Bayramı olarak kabûl edildi. Kânûn-i esâsîdeki; “Mat- bûât, kânun dâiresinde serbesttir” hükmü; “Hiçbir şekilde kablettâb’ı (baskıdan önce) teftiş ve muâye- neye tâbi tutulamaz” şeklinde değiştirildi. Sansürün kaldırıldığı bu şekilde îlân edilirken, 1877 (Ramâzân-ı mübârek 1294) tâ- rihli idâre-i örfiyye ve Askerî Mehâkim kânûnu kasden ye­rinde bırakıldı. 1919 târihine kadar bu kânuna dayanarak sansürü aratacak uygulama­larda bulunuldu. Bir çok dergi ve gazete defâlarca kapatıldı. Meselâ 1910 yılında Baha Tevfik’ in çıkardığı, Eşek adlı mizâhî dergi, kırk bini bulan ilk sayısın­dan sonra kapatıldı. Ancak Baha Tevfik bir kaç defa dîvân-ı harb-ı örfî karşısına çıkmak bahâsına yılmadı ve dergilerinin biri kapa­nınca diğerini çıkardı. Eşek’i; Yuha, El-Mâlûm, Kibâr, Ala* franga Eşek tâkib etti. Bu devirde en fazla gazetesi kapatı­lan ve mahkemeye çıkan Lütfi Fikri Bey oldu. 1911 ilâ 1913 târih­leri arasında çıkarmış olduğu Tanzîmât gazetesi tam on altı defâ kapanıp yeniden yayma başlamıştır.

Bu dönemin en bâriz özelliği, pek çok gazete ve derginin hep birlikte Abdülhamîd Han’ın mem­leketin içinde bulunduğu nâzik durumlar sebebiyle tatbik ettiği meşrûtiyet öncesi icrââtı tenkid etmek idi. Sâdece İstanbul’da 1908-1909 senelerinde 353 gazete ve dergi yayınlandı. Bu sayıya ülkenin dört bir yanında yayınlanan Türkçe gazetelerle yabancı dilde yayınlananlar da eklenince, birdenbire binlerce yayın ortaya çıktığı görülür. Bun­lar arasında Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen her fikrin, savunucusu ve sözcüsü olan yayın organlan ortaya çıktı. Böylece memlekette bir fikir anarşisi doğdu.

Eski gazeteler kendilerini yenilemeye çalışırken, Abdullah Zühdü ile Mahmûd Sâdık Yeni Gazete’yi; Tevfik Fikret, Hüseyin Câhit (Yalçın) ve Hüseyin Kâzım (Kadri) Tanin’i kurdular, iktidâra muhâlif yayınlar yapan Tanın gazetesi bir kaç defâ kapatıldıysa da; Cenin, Renin, Senin ve Hak gibi değişik isimler altında yeniden çıktı. Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesi de, ittihâdçıları destekler mâhiyette yayınlar yaptı. Kısa ömürlü Hukûk-ı umûmiyye ile Selânik ve Manas- tırda yayınlanan Şûrâ-yı Ümmet, Rumeli ve Silâh gibi gazeteler de, ittihâd ve Terakki fikirlerinin savunuculuğunu yaptı. Bunlann yanında İttihâd ve Terakki’nin fikir ve icrââtlarına karşı çıkan partilerin yayın organı şeklinde gazeteler de ortaya çıktı. Ahrâr partisinin Osmanlı, Mev- lânâzâde Rıfat’ın Hukûk-ı umû­miyye, Serbesti gazeteleri,

Mİzâncı Murâd’ırv Mizanı, Ali Kemâl’in başına geçtiği tkdam, 31 Mart vak’asını kışkırtan Derviş Vahdetî’nin Volkan’ı, Cemiyet-i ilmiyye-i islâmlye’nin Beyân- Ul-Hak adlı gazeteleri bu kısımda sayılabilir. Bu arada çıkan sayısız mizâh dergisi de kamuoyuna te’sir etmeye çalıştı.

Ayrıca bu dönemde, her türlü düşünce, doğudan veya batıdan kaynaklanan her türlü akım yazıya dökülüp kamuoyuna sunuldu. Her milletin, her azınlı­ğın, hem kendi dilinde, hem de Türkçe olarak yayınlanan gazete­leri ortaya çıktı. Komünizmi ve sosyalizmi öven, tştirâk, Sos­yalist, İnsâniyet, Medeniyet, tdrâk gibi yayın organları da bu dönemde yayın hayâtına girdi.

ikinci Meşrûtiyet’in ilânının ilk aylannda serbestlik içinde bulu­nan, dilediklerini yazan, milleti pâdişâh ve devlet adamları aley­hinde isyâna teşvik eden gazete ve dergiler üzerinde, 31 Mart vak’ asından sonra iktidân ele geçiren ittihâd ve Terakki komitesince kontrol sıklaştırıldı. 5 Nisan 1909’ da ittihâdcılara karşı olan Ser­besti gazetesi yazarı Haşan Fehmi öldürüldü. Meclise 28 Nisan 1909’da bir matbûât kânunu getirildi. Meşrûtiyet’in yıl dönümünde kânunlaşan ve Fran­sız Basın kânunu esas alınarak hazırlanan bu kânuna göre, gazete çıkarmakta beyannâme esâsı getiriliyordu. Bu kânunda devletin temelini sarsmaya yöne­lik, pâdişâhı, dinleri ve Osmanlı milletini koruyucu, suçu ve ayak­lanmayı kışkırtıcı yazıları frenli- yen maddeler de vardı.

31- Mart vak’asında, Tanin başyazarı Hüseyin Câhit zannedi­lerek bir milletvekili öldürüldü. 31 Mart vak’ası bastırılınca kışkırtıcı­lardan olan Derviş Vahdeti îdâm edildi ve ittihâdçılara muhâlif plan gazetesi Volkan kapatıldı, ittihâdçılara muhâlif olan Sadâ- yı millet gazetesi yazarı Ahmed Samim, 9 Haziran 1910’da; Şeh- rah gazetesi yazarı Zeki ise 10 Temmuz 1911’de öldürüldüler.

Bu dönemde yayınlanan gazetelerden biri de 1903’de çık­maya başlayan Sırât-ı mUstakîm’in devâmı olan;câmi- lere sandalye konulmasını, müzikli ibâdet edilmesini, İslâm dininde reform yapılmasını iste­yen Şemseddin Günaltay, İzmirli ismâil Hakkı, Sâ’îd Halim Paşa gibi dinde reformcuların ve Meh­med Akif, Ahmed Hamdi (Akse- kili) gibi yazarların yazdığı Sebîl-Ur-reşâd dergisidir. Bu dergi yayımını aralıklarla Cumhuriyet’ten sonra da sür­dürdü. Bu dönemde yayınlanan dini yazıların neşr edildiği, Cerîde-i Sûfîye, Sıyt-i hilâ­fet, tlmiye, Mikyâs-ı şeriat, Hikmet, Beyân-Ul-Hak ve İslâm mecmûası gibi yayın organları da sayılabilir, ittihâd ve Terakki’nin Selânik’te yayınlattığı Bağçe, İstanbul’da yayınlanan ittihâd ve Terakki taraftarı Yeni Tasvir-i Efkâr, Milliyet, Hak yolu, Hürriyet, ittihâd, İtti­fak gazeteleriyle mizâh gaze­tesi Karagöz, 1909’da çıkmaya başlayan Alemdâr, Tazmînât, Teşkilât, Maşrik, Te’sis, Te’ mînât, Tanzîmât gibi adlarla çıkan muhtelif gazeteler sayılabilir.

İttihâd ve Terakki fırkasının 1913 yılında gerçekleştirdiği ,Bâb-ı âlî baskınıyla iktidârı tek­rar ele geçirmesinden sonra başlayan Birinci Dünyâ harbi ile birlikte, harb hâli sebebiyle basın üzerine mecburî kontrol getirildi. Sıkı yönetim ve kâğıt sıkıntısının etkisiyle pek çok gazete kapandı ve kapatıldı. Sâdece iktidârda bulunan İttihâd ve Terakki yanlısı Tanin, Sabah ve Tasvîr-i Efkâr gazeteleri ayakta kala­bildi. Bu devirde gazetelerde husû- siyetle Türkçülük teması işlendi. Savaş boyunca iktidânn açıklamaları dışında bir şey yaz­mak yasaklandı. Sâdece “Nihâî zafere kadar harb” sloganı işlendi. Uygulanan yanlış iç ve dış politikalar sebebiyle ortaya çıkan kötü neticelerin yazılması yasak­landı. Savaşın beklenenden uzun sürmesi üzerine 1917’den sonra umûmî barış temasının işlenme- sine başlandı. 1917’de Asım ve Hakkı Târik Us tarafından Vakit, ertesi yıl yayınlanmaya başlayan Akşam gazeteleri uzun ömürlü oldular. 1918 yılında Celâl Nûri ileri tarafından Âti (daha sonra­ları tleri), Yunus Nâdi tarafından yayınlanan Yeni giin gazeteleri özellikle Millî mücâdele sırasın­daki yayınlarıyla önem taşırlar. 1917’de Afyon’da yayınlanmaya başlayan öğüt, önce Konya’ya 1919’dan sonra Ankara’ya taşına­rak yayınını sürdürdü. Bu dönemde yayınlanmaya başla­yan Türk yurdu, Millî Teteb- bûlar mecmûası, Osmanlı Târih ve edebiyâtı mecmû- ası, Ictimâiyyât mecmûası, Yeni mecmûa, İlmî, fikrî ve edebî ağırlıklarıyla dikkati çekti­ler. Mizâh gazeteleri arasında ise; Kalem, Davul, Püsküllü Belâ, Curcuna, Coşkun kalender, Hokkabaz, Dalka­vuk, Zevzek, Hoca Nasred- dîn, Geveze, Meddah, Hacivat, Hayâl-i Cedîd, Şaka, Eşek v.b. sayılabilir.

İttihâdcı hükümetin düşmesi ve Mondros mütârekesinin imzâ- lanması üzerine, Anadolu’da bulunan muhâlif gazeteciler İstanbul’a döndüler. Yeni bir basın patlaması ve ittihâdcılıktan arınma akımı başladı. 13 Kasım 1918’de gâlip devlet donanmala­rının İstanbul’a girmesiyle mütâ­reke dönemine girildi. Osmanlı’ nın mîrası ve Türk milletinin geleceği, 1918-1922 yılları ara­sında mütâreke basınıyla, millî mücâdele basını arasında uzun uzun tartışıldı. Merkezi Ankara’da olan Kuvay-ı milliye hareketini; Akşam, Vakit, tleri, Yeni- gün, Tercüman, Dergâh, Tasvîr-i Efkâr, Albayrak, tkdam gazeteleriyle Anadolu’ nun ve Trakya’nın değişik yerle­rinde yayınlanan çeşitli gazete ve dergiler desteklediler. Ankara hükümetine cephe alanlar ise; Peyâm-ı Sabah, İstanbul, Aydede, Alemdâr, Güleryüz, Ümit, Aydınlık, Zincir bent, Cumhûriyet, trşâd, Tan, Yeni dünyâ, Şarkın sesi

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sorry, comments for this entry are closed at this time.