Anlaşmazlıkları halleden mahkemeler

BİLGİ 19 Mart 2015

Mahkemeler, hukuk kurallarına göre yargılamak, adalet sağlamak için devletçe görevlendirilmiş kurumlardır. Her yurttaş, uğradığı bir haksızlıktan dolayı karşı taraftan şikayetini mahkemeye bildirerek adaletin yerine getirilmesini istiyebilir. Yurttaşlar arasındaki dâvalara hukuk mahkemeleri bakar. Bun­lara ”adalet mahkemeleri” de denilir.

mahkemeler (7)

Ayrıca, idari uyuşmazlıkları çöz­mek üzere idari mahkemeler, aske­rî suçlara bakan askerî mahkemeler, bir de anayasa ile ilgili meselelere, kanunlardan dolayı çıkabilecek uyuşmazlıklara bakan anayasa mah­kemesi vardır.

mahkemeler (6)

Hukuk mahkemelerinin

1) Sulh hukuk;

2) Asliye hukuk;

3) Sulh ce­za;

4)Asliye ceza;

5) Toplu asliye ceza,

6) Ağır ceza olmak üzere çe­şitli kolları vardır.

Hukuk mahkemelerinin hangi da­valara bakıp, hangilerine bakamayacakları Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer (yargı çevresi) ba­kımından gösterilmiştir ki, buna mahkemelerin yetkisi denir.

mahkemeler (5)

Şu halde mahkemelerin yetkisi, bulundukları yer bakımından belli edilmiştir. Meselâ İstanbul’daki bir hukuk mahkemesi, kendi derecesin­de Bursa’daki bir hukuk mahkeme­sinin davalarına bakamaz. Aynı şe­kilde bir il sınırları içindeki müsta­kil kaza mahkemeleri de birbirleri­ne ait davalara bakamazlar. Meselâ Bakırköy Sulh Hukuk veya Asliye Hukuk Mahkemesi Kartal yahut Üs­küdar veya Kadıköy’deki aynı dere­ceden bir mahkemenin davasına ba­kamaz. Böyle bir dava açılmışsa red­dedilir.

mahkemeler (4)

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na göre:

  • — Her dava açıldığı günde karşı tarafın (yani davalının) Medeni Ka­nun gereğince ikametgâhının bulun­duğu yer mahkemesinde görülür.

  • — ölen bir kimsenin terekesine (mirasına) ait davalar ölenin son ikametgâhı mahkemesinde görülür.

  • — Gayrimenkule ait davalar o gayrimenkulün bulunduğu yer mah­kemesinde açılır.

  • — Davalılar birden fazla ise, bun­lardan birinin normal ikametgâhı olan yerin mahkemesinde de dava açılabilir.

Sulh Mahkemelerinin Görevi

  • Değer ve miktarları 1.000 lira­yı geçmeyen alacak, menkul (taşı­nır mal) ve gayrimenkul (ev, arsa gibi taşınmaz mal) davalarına,

  • Ana-baba ile evlât ve kardeşler arasındaki nafaka davalarına,

  • Evlenmeye izin verme işlerine,

  • Gayrimenkullerin tahliyesi davalarına,

  • İzalei şüyu davalarına (miras ve sair haklardan doğan ve bölünemeyen şeylerin taksimi davalarına bakarlar.

Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi Nedir?

H.U.M. Kanunu bu mahkemele­rin bakacağı davaları teker-teker saymamıştır. Yukarıda sayılan ve sulh hukuk mahkemelerinin görevi­ne girenler dışında kalan bütün hu­kuk davalarına Asliye Hukuk Mah­kemeleri bakar.

Birkaç misal verelim: Bütün bo­şanma davaları kocanın ikametgâhı asliye hukuk mahkemesinde; boşan­ma devam ederken iştirak ve tedbir nafakası davaları; babalık davaları; demeklerle ilgili davalar; isim, so­yadı ve yaş tashihi davaları; evlat edinme; gaiplik davası; nesebin red­di davası; meni müdahale davaları; mirastan doğan bütün davalar; nü­fus kayıtlarının tashihi davaları vs.

Bu mahkemelerin görevini tayin­de temel prensip, dava edilen şeyin değeridir. Dâva mevzuu ya paradır, ya da paradan başka bir şeydir. Fa­raza 1.000 liradan yukarı (faiz ve masraflar dahil) bir para alacağı ise asliye hukuk mahkemesinde gö­rülür.

Dava konusu menkul (taşınır) veya gayrimenkul (taşınmaz) eşya ise görevi tâyinde eşyanın değeri esas olur. Davacı ve davalı o şeyin değerinde anlaşamazlarsa, değer, dâ­vanın açıldığı mahkeme tarafından takdir ve tayin olunur.

Dava konusu şeyler birden fazla ise tümünün değeri, mahkemenin gö­revini belli eder.

Dava Nasıl Açılır?

Bir kimsenin dava açabilmesi için ehil olması, yani Medeni Kanunun aradığı niteliklere sahip bulunması gerekir. Meselâ, reşit ve mümeyyiz olmalıdır. Bunun manası «18 yaşını bitirmiş ve iyiyi kötüden ayırabile­cek yaradılışta» olmaktır. Böylece dâva açmaya ehil olan herkes dava­sını bizzat takip edebileceği gibi, bir avukat da tutabilir.

mahkemeler (3)

Ehliyeti bulunmayan küçükler ve kısıtlılar adına kanuni temsilcileri «veli» veya «vasi» dâva açabilir.

Davayı açan şahsa davacı, karşı tarafa ise davalı denir. Hâkim iki tarafı veya vekillerini mahkemeye yani huzuruna çağırıp dinlemedikçe karar veremez.

Dava açmak için mahkemeye ya­zılan yazıya dava dilekçesi, ya da dava arzuhali denir. Dava nerede, han­gi mahkemede açılacaksa o mahke­meye hitaben yazılır. Bu dilekçenin davalılar sayısından bir fazla olma­sı lazımdır. İki davalı varsa, bir asıl ve iki suret olmak üzere mahkeme­ye üç nüsha verilir. Bu dilekçeye, davada ispat vasıtası olarak kulla­nılacak delillerin asıl veya suretleri de eklenir.

Dilekçe ve evrak mahkeme kale­mine kaydettirilir, harcı yatırılır. Dilekçenin kaydettirildiği tarihte, dava açılmış sayılır.

Yargılama Nasıl Olur?

Mahkeme kalemine kaydettirilen dâva dilekçesi için duruşma günü alınıp, karşı tarafa tebliğ ettirildik­ten, cevap alındıktan, ya da cevap için muayyen 10 günlük müddet geç­tikten sonra belli günde taraflar hâ­kim huzurunda hazır bulunurlar.

İki taraf tâyin edilen gün ve saat­te mahkemede bulunarak, ya da ken­dilerine vekâleten avukatları gelerek huzurda iddia ve müdafaalarını açıklarlar. Bundan sonra, önce dâ- vacının, sonra da dâvâlının mahke­mede ortaya koydukları —daha ön­ce dâva ve cevap dilekçelerinde — gösterdikleri delillerin incelenmesi­ne geçilir. Ceza mahkemeleri hariç, bütün öteki mahkemelerde hâkim sadece tarafların gösterdikleri delil­leri inceler, ancak kanaat getireme­diği takdirde bazı hususlar için ken­disi de delil ister. Ceza mahkemele­rinde ise hâkiırç, ya da hâkimler he­yeti ve savcı delil toplamak mükellefiyetindedirler.

Delillerin toplanıp incelenmesin­den sonra taraflar, varsa avukatla­rı, son diyeceklerini bildirirler. Hâ­kim yargılamanın bittiğini bildirir, hazırlıklı ise, sulh mahkemelerinde hemen tarafların yüzüne karşı kara­rı söyler. Buna kararın tefhimi de­nir.

Asliye mahkemelerinde yazılı muhakeme usulü vardır; yani, taraflar diyeceklerini daima lâyiha dediği­miz yazılı dilekçelerle bildirirler. Bu mahkemelerde hâkim de son kara­rını tarafların yüzüne karşı söyle­mez, yazılı olarak hazırlayıp mah­keme kalemine verir. Dâvâlı ile da­vacı karan kalemden alırlar.

Dava Delilleri

Mahkemelerimizde kullanılan de­lillerin en önemlileri şunlardır:

İkrar — Davalının, ya da sanığın mahkeme huzurunda iddiayı, suçu­nu kabul etmesidir.

Senet — İkrardan sonra gelen en kuvvetli ispat vasıtasıdır. Dâvâlının imza ve sair işaretlerini taşıyan yazı­lı vesika demektir.

Yemin — Bir şeyin doğruluğunu kuvvetlendirmek için hâkim huzu­runda karşı tarafa yemin teklif edi­lir ve ettirilir. Eskiden yeminin dinî yönü kabul edilerek Kuran’a el bas­tırılırdı. Halen mahkemelerimizde medeni yemin şekli olan: «… diğime Allahım ve namusum üzerine yemin ediyorum» tarzı kullanılır. Yeminin­de ısrar edip etmediği, yeminden dö­nebileceği hatırlatılır. Hâkim ve bü­tün hazır bulunanlar yemini ayakta dinlerler.

mahkemeler (2)

Temyiz Müddetleri

Mahkemelerin kararlarına itiraz edilecekse temyiz mahkemesine baş­vurulur.

Sulh mahkemelerinde kararın yü­ze karşı okunduğu, ya da tebliğ edil­diği tarihten itibaren 8 gün; Asliye mahkemelerinde kararın tebliğin­den itibaren 15 gün içinde temyiz isteğinde bulunulur.

Asliye mahkemelerinde davanın bitimine ait son kararların hepsi temyiz edilebilir.

Sulh mahkemelerinde 50 liraya ka­dar alacak davaları, değeri bu ka­dar olan daha başka davaların son kararları kesindir. Temyiz edilemez. Değeri 1.000 liraya kadar olan dava­larla diğer davaların kararları tem­yiz edilebilir.

Temyiz isteği dilekçe ile olur. Tem­yiz dilekçesi hükmü veren mahke­meye, ya doğrudan Yargıtay Baş­kanlığına (Temyiz Mahkemesine), ya da temyiz eden tarafın bulundu­ğu yerdeki aynı derece mahkemesi­ne verilir. Dilekçenin örneği karşı tarafa tebliğ edilir. Harç ve posta masrafları yatırılır. Karşı taraf da

10 gün içinde temyiz edenin iddiala­rına cevaben kararın tasdikini, ya­hut belirttiği noktalardan bozulma­sını isteyebilir,

Karar yargıtayda bozulmuşsa mahkeme yeniden duruşma yapa­rak, ya Temyizin istediği gibi karar verir, ya da eski kararının doğrulu­ğunda ısrar eder. Bu direnme ka­rarı temyiz edildiğinde, daha önce bozulmuş olduğu temyiz dairesine gitmeyip, onun dışındaki dairelerin birleşmesinden meydana gelen Tem­yiz Genel Kurulu’nda incelenir, bir karar verilir.

İcra Daireleri

Başta Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu olmak üzere birçok kanun­lar yurttaşlara birtakım haklar ve borçlar yüklemişlerdir. Keza bir va­tandaş açtığı dâvayı kazanarak mah­kemeden aldığı ilâmla birtakım hak­lar elde etmiştir. Bu hak ve borçlar rıza ile kendiliğinden yerine getiril­mezse, ödenmezse devlet tarafından zorla yerine getirtilir ki, buna icra denir. Hiç kimse mahkemelerin ve icra dairelerinin aracılığı olmaksı­zın zor kullanarak hakkını almak yoluna gidemez.

Her asliye mahkemesinin bulun­duğu yerde lüzumu kadar kurulan ve icra memurlarının idare ve me­suliyeti altında işleyen mercilere ic­ra dairesi denir. Ayrıca borçlunun veya icra dairesinin yapacağı hak­sız itiraz ve kararlan tetkik için icra hâkimlikleri kurulmuştur.

Borçlunun elinden parasının, ma­lının veya her hangi bir hakkının alınması için takip edilen yollara cebrî icra denir.

Türk İcra-İflâs Kanunu’na göre cebrî icra 1) İlâmlı takip, 2) İlâmsız takip suretiyle olur.

Kesinleşmiş bir mahkeme kararı­nın icraya konması ilâmlı takiptir. Senetsiz bir alacağın icra yolu ile istenmesi ise ilâmsız takiptir. Her iki takip şekli de özel olarak hazır­lanmış ödeme emirlerinin ve takip talebi zabıtlarının doldurulup icra dairesine devri ve bir suretinin borç­luya tebliğ edilmesiyle olur.

İlâmlı takiplerde 5, senet takiple­rinde 5, ilamsız takiplerde 7 gün için­de borçlu itiraz etmezse, ya da iti­razı icra hâkimliğince reddedilirse takip kesinleşmiş olur.

mahkemeler (1)

Haciz ve İflâs

Bundan sonra borçlunun malları­nın, haklarının haczi istenir. Hacze­dilen bu mallar satılarak paraya çevrilir. Borçları ödenir.

Borçlunun hiçbir şeyi bulunmadı­ğı anlaşılırsa iflâsı istenir. İflâs ya başlangıçta istenir veya icra taki­binden sonra istenir. Asliye Ticaret Mahkemeleri iflâsa karar verir ve ilân edilir. İflâs kararından sonra borçlunun malları ticari işletmeleri bir heyet tarafından işletilerek borç ödenir yahut satılarak paraya çev­rilir. Borçlu, malları üzerinde hiç­bir şekilde tasarrufta bulunamaz.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.