Bilmecenin Tarihi ve Edebiyatımızda Bilmeceler

BİLGİ 23 Nisan 2016

Büyük Küçük herkesin oyalanmak, hoşça vakit geçirmek için tercih ettiği oyunların başında gelir.

Bilmece söze dayanan, karşılığı az çok kafa işletmekle bulunan bir sorudur; bu ba­kımdan hoşbir eğlencedir. Da­ha çok resme, yazıya dayanan­larına bulmaca denir. Dünya­nın her yanında çağlardan beri insanlar, eğlenceli vakit geçir­mek için, türlü çeşit oyunlar, bu arada da bilmeceler icat etmiş­lerdir.

Biraz olsun zihin çalışmasına, dü­şünmeye, kafa yormaya dayanan eğ­lenceler olmak bakımından, bilme­celer, bulmacalar, başka eğlence çe­şitlerinden ayrılır, öteki bütün eğlenceler, oyunlar, genellikle, hare­ketlere, içgüdülere yönelmiştir; bil­mecelerde ise “bilmek”, “bulmak” için dikkat, zihin, düşünme çabası gerekir. Bu arada çocuklar, bütün oyunlara, eğlencelere olduğu gibi bil­mecelere, bulmacalara da büyük bir ilgi gösterirler. Bu oyun çocukların çok sevdiği oyunlardan biridir.

Bilmece – bulmacaları, eski, yeni olarak iki bölüme ayırabiliriz. Eski bilmece-bulmacaların başlıca ayırıcı özelliği, hemen daima söze dayanır. Bunun da sebepleri açıktır: Eskiden resim, şekil imkânları daha sınır­lıydı.

Çeşitli eğlence imkânlarından uzak yaşayan eski topluluklarda, bilmece-bulmaca, kişiler için önemli bir vakit geçirme aracıydı. Bu bakım­dan toplum içindeki yeri şimdikin­den çok daha büyüktü.

Eski Bilmeceler, Bulmacalar

Eskiden büyük konaklarda, zen­gin, varlıklı kişilerin evlerinde, işle­ri güçleri ya masal, ya da bilmece söylemekten ibaret olan kimseler vardı. Bunlar, geçimlerini bilmece­ler, bulmacalar düzenlemekle, araş­tırıp bulmakla, bunların yanı sıra masallar da anlatmakla kazanırlar­dı. Bunlardan birçoğu, meslekleriyle ilgili kitaplar bile yazmış, ün kazan­mışlardır.

Büyük zenginlerin konaklarında bazen bilmececiler, çok güç bilmece­ler düzenlerler, bunları çözemeyen efendileri onlara önemli sayılacak bir ikramda bulunmadıkça, çözümünü söylemekte nazlanırlardı. İşte bu durumdan bir mecaz geleneği doğ­muştur: Toplu olarak eğlenilirken, biri ötekine bir bilmece sorar, öteki bunu bilemez de çözümünü isterse, soran kimseye meselâ: Haydi sana İstanbul’u verdim, ya da Haydi sa­na Beşiktaş’ı verdim derdi. Bu sem­bolik bağışa konan sorucu, verilen şehir, ülke, mülk üzerine bir teker­leme söyleyip bunu kabullendikten sonra, sorduğu bilmecenin çözümü­nü karşısındakine söylerdi.

İstanbul kitaplıklarını dolduran yazmalar arasında, çeşitli bilmece­ler konusunda, pek çok yazma eser bulunmaktadır. Eski bilmece-bulmacalar (ki bunlar çoğunlukla Türk folkloru malzemeleri arasına girmiş bulunmaktadır) genel olarak, be­yitler, dörtlükler, tekerlemeler ha­lindedir. Bunlar seci (nesirde kafi­ye )li bir cümle, ya da birkaç kafiyeli mısradan meydana gelmiştir. Renk, şekil, hal, benzetme bakımlarından birbirine yakın ilgisi bulunan şeyler, kapalı olarak, sorulur. Araya dolambaçlı, yanıltıcı şeyler de katılır.

Bu tipten bilmecelerin, halk ara­sındaki adsız örneklerinden başka, bir de Divan şairlerinin meydana getirdikleri, az çok edebî çeşni taşıyanları da vardır ki; bunlara edebiyatımızda muamma, ya da lûgaz de­nirdi. Muamma (lûgaz )lara bir iki örnek verelim:

Bende yok sabr ü tahammül, sende vefâdan zerre; İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir

kere…

Bu muammada birinci mısra, asıl bilmece olan ikinci mısra için hazır­lık niteliğindedir. Şair, ikiıici mısrada «îki yoktan ne çıkar? Bir düşü­nün bakalım!…» diyor. Bununla yok anlamına gelen ile kelimeciklerini kastediyor. Bunların birleş­mesinden Nûbî adı çıkar ki, bilme­cenin çözümü de budur.

Bakınız buzu, şair ne ustalıklı bir şiir anlatımı içinde bilmeceye sok­muştur:

Bir acaip kava gördüm Hapsolunmuş onda âb,

Vurdu zerrin toplarını Fetheyledi âfitab…

«Garip bir kale gördüm. Su orada hapsolunmuştu. Güneş, altın toplarıyla bombardıman ederek, burasını fethetti.» Suyun buz halinde iken bir kaleye hapsedilmişe benzetilişi, gü­neş ışınlarının, altın toplar halinde kaleyi dövüşü, buzun bu ışınların et­kisiyle eriyişinin, kalenin yıkılıp fethedilmesine benzetilişi, oldukça gü­zel, ince bir hayal gücüne dayan­maktadır.

Eski şairlerden biri gönülü şöyle bilmeceleştirmiştir:

Ol nedir ki, hem küçüktür, hem bü­yük,

Arkasında var onun bir özge yük?.„


Divan edebiyatında bunun gibi da­ha birçok bilmeceler söylenmiştir. Bu konuyu; bilmeceyi düzenleyiş tarzından koyu bir kahve tiryakisi olduğu anlaşılan, adı unutulmuş bir şairin “kahve” bilmecesiyle bağlıya­lım:

Ol nedir kim bir güzel esmer civan; Rahat-ı ruh, hayat efzây-ı cihan, Anın içün meyledüp erbâb-ı dil İş ü nûş eyler anınla her zaman!

Halk arasında düzenlenip çoğunun düzenleyicisi bilinmeyen, yani adsız (anonim) bilmeceler, dil ve anlatım bakımından daha sade, daha tabiîdir. Bunların bir kısmı nazım edası, bir kısmı ise tekerleme niteliği taşırlar.

Tekerleme edası taşıyan halk bil­meceleri on bine yaklaşacak kadar çoktur. Bunlardan bazısı bütün yur­du kapsar; bazıları bölgesel ölçüler­dedir. Bir kısmı ise, aslında bir olduğu halde, ayrı ayrı bölgelerde fark­lar gösterir.

Divan edebiyatının Arapça, Farsça sözlerle dolu bilmeceleri, gerek an­lam, gerek anlatım bakımından za­manla eskimiş, bunun sonucu olarak unutulup gitmiştir; buna karşılık, halk arasında açık bir Türkçe ile söylenen bilmeceler, yüzyıllardan be­ri canlılığım, değerini korumuştur. Türk folklorunun değer biçilemez zenginlikte bir kaynağı olan çok in­ce hayallere, ustalıklı söyleyişlere, canlı bir şiir anlayışına dayanır..

Yeni Bilmece, Bulmacalar

Bilmece-bulmaca konusu çağımız­da, günün gereklerine uyularak, zen­gin imkânlardan da faydalanılarak çok gelişmiş, çok zenginleşmiştir. Bugün daha değişiklik kazanan söz bilmecelerinin yanı sıra, sayılamayacak kadar çeşitlikte söz, yazı, şekil, çizgi, sayı, düşünme, şaşırtma… bil­mece ve bulmacaları vardır. Ancak, genellikle, yaygınlaşmış bazı bilme­ce-bulmaca türleri vardır ki, belli başlıları şunlardır:

Çapraz Kelime Bilmecesi: Bu­gün dünyanın hemen her köşesinde büinen, aranan, en alışılmış, en yay­gınlaşmış bilmece türüdür. Boş ha­nelere, tarif üzerine, birer harf koyarak, kelimeler doldurmaya daya­nan bu bilmecenin tarihi oldukça ye­nidir. İlk önce, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Amerika’da ortaya atılmış, 1924’ten sonra, önce Ameri­ka’da, kısa zaman sonra da bütün dünyada salgın halini almıştır. Çap­raz kelimeler bilmecesini ilk ortaya atıp bunu düzenli bir yayınla tuttu­ranlar New York’lu Simon, Caster, Peter, Bridge, Yuranelli, Hartsvik gi­bi kimseler bunun sayesinde sayılı zenginler sırasına geçmişlerdir.

Bu bilmece salgını, bugün, bütün dünyada normal bir akışa ulaşmış bulunmakla birlikte, ilk zamanlar, özellikle Amerika’da, hatırı sayılır bunalımlara yol açmış, hattâ bu yüzden bazı aile ocaklarının yıkıldı­ğı bile görülmüştür. Meselâ 1925’te Mary Zaba adında bir kadın, kocası­nın bütün gün çapraz kelime bilme­cesi çözmek hastalığına tutulduğu­nu, bundan baş alamayarak, çalışma­yı bütün bütün bıraktığını, sonuç olarak işsiz kalıp kendisini aç bırak­tığını ispatlamış, mahkemeden bo­şanma kararı almıştı. Muhakkak olan bir şey varsa o da, normal öl­çüde olmak şartıyla, çapraz kelime­ler bilmecesinin, insanı düşündüre­rek dinlendirip eğlendirdiğidir. Bu arada, insanın kelime zenginliğini de artırır. Hele çocukların, yaşlarına göre düzenlenmiş olmak şartıyla, bu gibi bilmeceleri çözmeye çalışmala­rı onların yeni yeni kelimeler öğren­meleri bakımından çok faydalı ola­bilir.

Resimli Bulmacalar: Daha çok çocuk dergilerinde rastlanan bir tür­dür. Genel olarak, bir resme, çoğu zaman ters yönde, göze kolayca çarpmayacak şekilde, bir, ya da daha çok insan, hayvan şekli yerleştirilir, okurlardan bunların bulunması is­tenir.

Resimli bilmecelerin bir başka türü de, yazı ile resim karmasıdır. Resimlerin, bunlara eklenen harfle­rin birleştirilmesiyle ortaya bir cümle, bir atasözü çıkar.

Resimli bilmecelerin göze, bilgiye, dikkate dayanan, sayılarla, harflerle, hesap işlemleriyle yapılmış daha pek çok çeşitleri vardır.

Çocukların zekâlarını, bilgilerini yoklamak için yapılan testler de bi­rer bilmece sayılabilir. Bu arada, bü­yükler için de test usulüne dayanan bilmeceler yapılmıştır. Yalnız, test, daha bilimsel bir yoldan hazırlan­mış bilmecelerdir.

Filozoflardan birine, bilmece sevip sevmediğini sormuşlar. “Severim; bütün ömrüm de evren (kâinat) bil­mecesini çözmeyi uğraşmakla geçti ve geçiyor, yazık ki daha bir hecesini, bir harfini bile çözemedim” de­miş. Bu konuda Ömer Hayyam da, bilginleri kasteden bir rübaisinde şöyle diyor:

“Onlar ki her şeyi, her şeyi bilir­lerdi. Çeşitli bilgi ışıklarıyla çevrele­rini fanus gibi doldurup aydınlatır­lardı. Ama, şu dünya bilmecesi hak­kında bir türlü çözüme ulaşamadı­lar; birtakım şeyler mırıldandılar, sonra yeniden uykuya daldılar.”a

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.