‘Kesik kesik okunan’ Şiirlerin Şairi: Behçet Necatigil

Köşe Yazıları 1 Ocak 2017

Şiirimizin özgün şairlerinden Behçet Necatigil’in yüzüncü doğum günüydü 16 Nisan 2016…

Yalnızlığı yaşadı, yalnızlık duygusu taştı dizelerinden. Yalnızlığı öylesine benimsemişti ki, Selim İleri “kırık inceliklerin şairi” diye betimlerdi Onu…

“Ne paraya çevrilmez, biz onun peşindeyiz”…

“Zorluklar varsa arada,/ İnsansın!/ Engellere harcanmayan güçler ne güne/ Dayat ki, yaşadığını anlayasın!”…

“Biraz gülecek olsam, vay sen misin gülen?/ Hemen yetişir hüzün”…

“Gecikmiş istekler/ Vaktinde tükenmeliydi”…

“Asıl söylenecekler hep sonradan anımsanır,” derdi…

Bir kelimeye birden fazla anlam yükleyen, buğulu şiirlerin; ne dediğini çok iyi bilen; son pişmanlıkların şair gibi şairiydi.

Kızı, yazar Ayşe Sarısayın,[2] 100. yılında Onu şöyle anlatıyordu: “… ‘Politik Necatigil’ benim sınırlı gözlemlerimden çok, şiirlerinde, yazılarında gösteriyor kendini. Edebiyatı, sanatı ve öncelikle de ‘insan’ı tüm politikaların, siyasi yönelimlerin, gelip geçen gündemin üzerinde tutma çabasındaydı…”[3]

* * * * *

16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğdu; annesi, O, henüz iki yaşındayken öldü.

1936’da Kabataş Erkek Lisesi’nin edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu Mezun olduğu lisede ve İstanbul Eğitim Fakültesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı.

Kastamonu’da edebiyat öğretmeni 1930 yılında Necatigil’in okul defterine şu notu düşmüştü: “Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!” O çocuk ileride “her aşktan geriye kaç şiir kalır, ona bakalım!” diyerek aşkı şiirle sorgulayacak güçte bir şair olacaktı.

Oryantalizmin tuzaklarına kapılmadan Doğu ve Batı kültürünü ustalıkla harmanlayan O; bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin “sihirbazı”ydı sanki…

İlk şiiri, Varlık Dergisi’nde çıktı. Şiirlerinde aile, çevre, aşk, bunalım, hastalık, yalnızlık ve ölüm temalarıyla toplumsalı işledi. Tutarlı bir şiir dünyası oldu.

Şiir kitapları dışında, düz yazıları ve çevirileri de vardı. Özetle yazın dünyasında çok çeşitli eserler verdi. Şiir başta olmak üzere, tiyatro oyunları, radyo tiyatroları yazdı.

* * * * *

Divan şairi “Necati”ye olan sevgisinden soyadını Necatigil’e çeviren O; kimilerine göre, “beyaz şiirler şairi”yken; “Şair geriye baka baka ilerler,” vurgusuyla şairin şiirin mirasçısı olması gereğini işaret edip; “Şair, anlaşılmamış uzak ülke yaratığı gibidir,” yorumuyla eklemişti:

“Şiir bilgi mi? Kuramsal bilgilerle mi yazılır şiir? Yoo, hayır, küçültür şiiri bu! Bilgiyi, bildiriyi öne alarak, standart maddelerle şiir yazanlar da olur. Ama şiir bir yaşantıdır; bize el koymuş, içimize taş gibi koymuş olayları, olguları kalıplara, biçimlere dökmek işidir… Şiir, kesin bir açıklama, bir bildiri değildir; şaşmaz doğru, doğrultu değildir, tek yön değildir. Dilediğimiz yollara, yolculuklara açık, çeşitli yönlerdir, türlü doğrultulardır. Ben, düşündürücü yanlarını çoğaltmış, yatırım ve çabaları çokça, çokgen bir şiirden yanayım. Şiiri ağırlaştırıp, atraksiyonlara, süslere yatırıp, özü havasızlıktan boğmak değildir bu.”

“Benim şiirimi kesik kesik okumalı. Dura dura. Sözcükler arasında gerekli boşlukları bıraka bıraka. Benim şiirim eskilerin deyimiyle inşâda gelen bir şiir değil, yüksek sesle okunacak bir şiir değil. Ancak havasına girdikten sonra o havanın gerektirdiği kollayışlara dikkat ederek okunması icap eden bir şiir. Yani, tabii her şairin şiirinin okunma biçimi başka başkadır. Bu da iyi bir şey. Başka başka olmalıdır. Çok vakit, bütün şairlerin şiirlerini aynı tonda okumak şiirin aleyhine olur.”[4]

* * * * *

Dizelerinde; “adı, soyadı/ açılır parantez/ doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ kapanır parantez// parantezin içindeki çizgi/ ne varsa orda/ ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci/ ne varsa orda”…

“sokağa çıkarken dikkat/ sokaklarda esen rüzgâr çünkü/ rüzgârlarla eve dönmek saçma/ ev dar çünkü”…

“bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi/ kalbinizi dolduran duygular/ kalbinizde kaldı”…

“hani bir sevgilin vardı/ yedi sekiz sene önce,/ dün yolda rastladım/ sevindi beni görünce./ sokakta ayaküstü/ konuştuk ordan burdan,/ evlenmiş, çocukları olmuş/ bir kız, bir oğlan./ seni sordu/ hiç değişmedi, dedim,/ bildiğin gibi…/ anlıyordu./ mesutmuş, kocasını seviyormuş,/ kendilerininmiş evleri…/ bir suçlu gibi ezik,/ sana selam söyledi,” diyen Necatigil için Metin Celal, “Onun için, tutarlı ve özel bir dünyası olan bir şair dediler,”[5] derken; Turgay Fişekçi de ekler:

“Necatigil’in yaratı dünyası da çok katmanlıdır… Dar sınırlarla belirlenebilecek bir şiir değildir Necatigil şiiri. İlk dönemlerinden başlayarak çağın ve insanın sorunlarına evrensel bir bakışla yaklaşmıştır. 1950 tarihli dizelerinde, ‘Dağlarda ateşler yandıkça/ Karanlıktan korkulmaz,’ demiştir.”[6]

* * * * *

Evet “Dağlarda ateşler yandıkça/ Karanlıktan korkulmaz,” diyen Onu hep, “Ya ümitsizsiniz./ Ya da ümit sizsiniz./ Ya çaresizsiniz./ Ya da çare sizsiniz,” dizeleriyle anımsayacağız…

 

4 Mayıs 2016 09:22:50, Ankara.

 

N O T L A R

[*] Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:5, No:20, Temmuz-Ağustos-Eylül 2016…

[1] Behçet Necatigil.

[2] ‘Türk Edebiyatı’ dergisi, derginin Yazı İşleri Müdürü ve Yazarı Funda Özsoy Erdoğan Necatigil’in 100. yılına ayırdığı mart sayısında Necatigil’in kızı, Yazar Ayşe Sarısayın ile yapılan söyleşiyi yayımlamadı. Derginin sansür gerekçesi ise Sarısayın’ın Barış İçin Edebiyatçılar inisiyatifinin bildirisine imza vermiş olması. (“Behçet Necatigil 100 Yaşında”, Evrensel, 6 Nisan 2016, s.12.)

[3] Celâl Üster, “Ayşe Sarısayın: Yaşamının İzleri Şiirinde”, Cumhuriyet, 6 Nisan 2016, s.17.

[4] Behçet Necatigil, Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca-Kendi Sesinden Şiirler, YKY, 2013.

[5] Metin Celal, “Necatigil’in Bize Bıraktığı Miras”, Cumhuriyet Kitap, No:1364, 7 Nisan 2016, s.12.

[6] Celâl Üster, “Turgay Fişekçi: Ben Gidince Nem Kalır…”, Cumhuriyet Kitap, No:1364, 7 Nisan 2016, s.6.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.